• Ana Sayfa
  • Ana Sayfa
  • Dergi Arşivi
  • Hareket’e katıl!
  • Hareket’e sor!
  • Haziran
  • İletişim
Cuma, Mart 6, 2026
  • Gündem
  • Makaleler
    • Emperyalizm ve Dünya
    • Emek Hareketi
    • Ulusal Sorun
    • Bilim & Felsefe
    • Tarım Sorunu
    • Kadın Mücadelesi
    • Kültür & Sanat
    • Çevre Sorunu
    • Sağlık
    • Eğitim
  • Temel Tezler
  • Doğru Yerden Öğrenelim
  • Devrimci Kişilik
  • Hareket’e katıl!
No Result
View All Result
Devrimci Hareket
No Result
View All Result

Barış projesi değil ABD projesi

Facebbok'ta PaylaşTwitter'da Paylaş

Dün, 11 Temmuz 2025 Cuma günü, PKK’nin silah bırakma töreni sonrasında ortaya çıkan tablo, ne çok şeyin tartışmaya muhtaç olduğunu bir kez daha gösterdi. Abartısız diyebiliriz ki amacımız “tartışmak” olsa karşımıza çıkan açıklama ve metinlerde hemen her cümleyi tartışabiliriz. Diğer bir ifadeyle amacımız “bağcıyı dövmek” olmadığı için, yanlış ve sorunlu bulsak da her cümleyi, her ifadeyi tartışma konusu yapmıyoruz. Örneğin Erdoğan’ın kullandığı “Biz AK Parti, MHP ve DEM Parti olarak bu yolu beraber yürümeye karar verdik” biçimindeki ifadeyi, duruş ve yakınlaşmayı gerçek kılmak için başvurabileceği atraksiyonlara (gerçekte tuzaklara) karşı şimdilik uyanık olunmasını umut etmekle yetineceğiz.

Silah bırakma meselesi değil duruş meselesi

Anımsanacağı gibi Kürt halkına karşı ırkçılıkla ve düşmanlıkla maruf Bahçeli‘den gelen çağrı ve tokalaşma sonrasında yaptığımız değerlendirmelerde söylediğimiz gibi amacımız kimsenin mücadelesini küçümsemek, yok saymak vb. değildir. Tersine, özgürleşme yolunda atılmış her adım, her taş, ödenmiş her bedel bizler için önemlidir/değerlidir. Özgürleşmenin pek çok basamakla çıkılan bir stratejik YOL olduğunun bilincinde olan bir hareket olarak, nihai hedefi gözeten her aşamayı önemserken, tersi yönde işlev görecek her adım ve hareketi eleştirmeyi, risklerine ve tehlikelerine dikkat çekmeyi görev biliyoruz. Bu bağlamda geçiştirme niteliğindeki açıklamalar veya koşulsuz destek yerine, olası yanılgılara ve hatta tuzaklara dikkat çekmek Devrimci Hareket için halka karşı bir sorumluluktur.

Dünkü silah yakma töreni sonrasında tarihsel önem atfedilerek yapılan açıklamaların büyük çoğunluğunda, “silah bırakmak iyi bir şeydir” ezberini gözledik. Öncelikle belirtme ihtiyacı duyuyoruz ki “Size ne? Silahı kim kullanıyorsa o bırakmaya karar verir” biçimindeki ne felsefi ve de askeri vb. olarak anlamı olmayan sığ ikilemler muhatabımız değildir. Çünkü yaptığımız tartışma dar bağlamada bir “silah bırakma tartışması” değildir. Bir paradigma meselesidir; dost-düşman tanımından ittifaklara, temel çelişmeden, devlet-toplum ilişkisine kadar tepeden tırnağa bir duruş meselesidir.

Silah, mücadelede enstrümanlardan sadece biridir; kendinden menkul koşullar üstü bir değeri/anlamı yoktur. Hangi araca, nerede, nasıl ve ne kadar başvurulacağı, keyfi/öznel tartışmaların değil, emperyalizme ve faşizme karşı yürütülecek devrimci savaşın konusudur. Bunu eğip bükmek, ilkesiz uzlaşmalara, emperyalizmin bölge politikalarına hizmet edecek bütünleşmelere gitmek nasıl bir “hak” ise bu tavır ve eğilimlerin adını koymak ve eleştirmek de bir haktır.

Evet açık söylüyoruz, Kürt sorununu bir “terör” sorununa indirgeyen “Terörsüz Türkiye” tanımı dahil, bu süreçte kullanılan hemen tüm tanım ve içerikleri sorunlu buluyoruz. Örneğin sürece adını veren “Demokratik değişim ve dönüşüm” olgusuna da gruba adını veren “Barış ve Demokratik Toplum” tanımına da yaklaşımımız farklıdır. Eğer bizimki gibi ülkelerde savaş (sınıflar mücadelesi) salt PKK-devlet arasındaki silahlı kavgadan ibaret değilse, bu iki güç arasındaki ateşkes barış anlamına gelmeyecektir. Eğer faşizmin varlığı salt bu söz ettiğimiz çatışmanın ürünü değilse ve Erdoğan’ın (Cumhur ittifakının) keyfi kararlarına bağlı değilse silah yakma töreninden sonra ülkemizde “demokratik toplum” yönünde bir değişim beklenmemelidir.

Gerek yaşananlar gerekse bir süredir ABD-iktidar veya PKK tarafından yapılan açıklamalar, 1 Ekim’de start veren sürecin bir tesadüf olmadığını, Ortadoğu’daki emperyalist hesaplarla doğrudan ilintili olduğunu gösteriyor. Bunu ne ABD ne siyasal iktidar ne de PKK gizlemiyor. Sürecin öneminin de aciliyetinin de buradan geldiği açıkça ifade ediliyor. Öyle ki Bese Hozat, silah yakma töreninden sonra yaptığı açıklamada halkın yaşadığı acının sorumlusu olan tüm bölgesel ve küresel güçleri de halkın meşru ulusal haklarına saygı göstermeye, barış ve demokratik çözüm sürecine destek vermeye davet etti.

Burada sözümüz, kendini bu sürece koşulsuz destek vermeye mecburmuş gibi hisseden devrimci sosyalist yapılaradır. Sapla saman, değerle değersizlik, nedenle sonuç öylesine karıştırılmış durumdaki; dünyayı kan gölüne çeviren, gezegeni yok olma noktasına getiren, Kürt halkından Filistin halkına kadar tüm halkların uğradığı zulmün, ayrımcılığın, ırkçılığın veya soykırımın bilinçli müsebbiplerinden destek istenmektedir. Ne için? Barış ve demokratik çözüm için…

Öyle bir noktaya gelinmiş durumdaki Bahçeli’nin Erdoğan’dan farklı olarak kurduğu bir cümleden dahi medet umulabilmektedir. Erdoğan’ın son açıklamalarından olumluluk devşirmemek için de bu ülkede yeterince deneyim yaşanmıştır. Erdoğan gerektiğinde şiir okumuş hatta gözyaşı dökmüş, Diyarbakır zindanındaki işkencelerden de Dersim katliamından da söz etmiştir. Bu atraksiyonların da Alevi açılımı, Kürt açılımı denilmesinin de ne anlama geldiği bugüne dek ezberlenmiş olmalıydı.

İmralı’dan yapılan video yayınında “entegrasyonalist” vurgusu öne çıktı. Başına “olumlu” veya “demokratik” ibaresinin konulması bir şeyi değiştirmiyor. Faşist bir devletle, emperyalizmle veya emperyalizmin projeleri dahilinde demokratik entegrasyon mümkün mü? Gerçekte Marksistlerin, sosyalistlerin temel tezlerinde ABC niteliğindeki bu gerçeklik nasıl yok sayılabilir?

Eğer tüm tarafların mutabık olduğu gibi atılan adımlar, bölgede haritaları değiştirecek bir müdahale ve yeniden biçimlendirmenin bir parçası ise buradan nasıl olumlu-demokratik bir şey çıkar? İşin akıl ölçülerini zorlayan tarafı bunun AKP döneminde defalarca başvurulan bir yöntem olmasıdır. Erdoğan Alevilere de sesleniyor. Bundan ne anlamak gerektiğini hafıza kaybı yaşamayan herkes bilir, anımsar. Aynı Erdoğan’ın gözyaşı dökerek şiir okuması, Dersim katliamına, Diyarbakır hapishanesine gönderme yapması unutulmuş değil.

Eğer bugün dünyada barış yoksa, demokrasinin burjuva biçimlerine dahi tahammül kalmamışsa ve dünya giderek daha karanlık bir sürece hızla sürükleniyorsa bunun birincil müsebbibi ABD’dir; İsrail, HTŞ ve AKP türevleri de onun vekilleridir. Ve gerçekte istenen, beklenen ve planlanan, Kürt potansiyelinin de bu vekillere katılmasıdır. Suriye bu konuda bir örnektir.

Suriye’de yaşananlar bir turnusoldür

Suriye’de yaşananlara bakıldığında olup biteni okumak mümkün. Erdoğan’ın Suriye Temsilcisi diye andığı/övdüğü Barrack, gerçekte sömürge valisidir; Suriye, emperyalizmin yeni tip sömürgesi, Barrack da bu sömürgenin valisidir. O, bu sıfatla Colani’yi övmekte, Rojava temsilcilerini ise işi ağırdan almakta oldukları için azarlamakta ve kendinde “SDG’nin bu durumu kabul etme, müzakere etme ve adım atma konusunda ağır davrandığını düşünüyorum. Onlara tavsiyem de bu süreci hızlandırmalarıdır. Tek bir yol var, o yol da Şam’dır. Mesaj budur.” deme hakkı bulmakta, Erdoğan’dan duymaya alıştığımız “Tek millet, tek halk, tek ordu, tek hükümet.” sözlerinin altını çizmektedir.

Girilen ilişki başından beri yanlıştır, ilk düğme yanlış iliklenmiştir. Yapılan bir açıklamada hemen her ifadenin tartışılmaya muhtaç olması, bir paradigma sorunudur. Bundan hareketle, “PKK zaten Marksist değil neden bu ölçülerle tartışıyorsunuz” diyen Marksist dostlarımız oluyor. Evet PKK Marksist değil ama birincisi Marksizmi aştığını iddia eden bir yapı; ikincisi “özgürlük, demokrasi ve sosyalizm” mücadelesinden söz ediyor. Bu bize, aştığını söylediği/zannettiği Marksizm üzerinden tartışma hakkı vermekte; özgürlük, demokrasi ve sosyalizme de devrimsiz yatay geçişle veya sınıf düşmanlarıyla uzlaşarak ulaşılamayacağını söylemeyi, uyarmayı ihtiyaç haline getirmektedir.

Terör nedir, terörist kimdir, mücadele nedir; bu konudaki yüzlerce yıllık tanım ve kazanımlar bugün bir silah bırakma ritüeli karşısında yok mu sayılacak? Kimsenin buna hakkı yok.

Bu nasıl bir çarpılmadır? Ülke, bölge ve dünya kan ağlıyor; 20-30 yıllık geleceğimiz karartılıyor Tüm bu gelişmelerin PKK’nin silah bırakma atraksiyonu karşısında yok sayılması veya gölgede kalması isteniyor. Kimse kusura bakmasın ama PKK yokken sınıflar mücadelesi vardı ve PKK kendini feshetse de sınıflar mücadelesi devam edecek.

Sonuç yerine

Bu tartışma, aforizmalara, sloganlara veya birkaç satırlık paylaşımlara sığmayacak denli kapsamlı bir meseledir. Temel önemde konuların ele alındığı bir tartışmadır. Örneğin, 1993’te “yarım kalmış” bir meseleden söz ediliyor. Bunu bir an için o tarihten itibaren silahlı mücadelenin gereksizliği olarak okuyacak olursak; aynı iradenin/aklın bu süreçte defalarca silaha en üst düzeyde vurgu yapmış olmasını, verilen mücadeleyi ve ödenen bedelleri nereye, nasıl sığdıracağız?

Mücadele nasıl sorumluluk gerektiriyorsa, mücadele tarihlerinin yorumu da sorumluluk gerektirir. Bu alanda üretilmiş, teoriye ve pratiğe dair sonuçlar, geliştirilmiş önermeler, keyfi biçimde, duygusal ve psikolojik argümanlarla veya pragmatizm gereği harcanacak, yok sayılacak olgular değildir. Marksizm nasıl ki şapkadan çıkan bir tavşan değilse, kendisinden önceki birikimleri bir disiplin altında toplayarak sosyal bilimin en önemli eşiklerinden biri olma işlevi taşımışsa; bunun aşılması iddiası aynı kapsamda bir nitelik ve ciddiyet gerektirir.

Marksizmin bir özelliği de doğrulanma, bilimsel bir nitelik kazanma ve tamamlanma sürecinde bazı tartışmaları, aşmış/tüketmiş olmasıdır. Bu, ütopik sosyalizm için de anarşizm için de üretim ilişkilerinin, mülkiyet ilişkilerinin ve dolayısıyla sınıf ilişki ve çelişmelerinin üzerinden atlayarak sosyalizme/komünaliteye yatay geçiş için de geçerlidir.

Bugün faşizm gibi emperyalizmin de açık biçimler aldığı, dünyanın önceki tüm savaşlardan edinilmiş dersler eşliğinde yeniden paylaşılmak üzere masaya yatırıldığı, dolayısıyla da bir darbe ikliminin hakim hale geldiği, çatışmaların yaygınlaşarak sertleştiği, çekişmelerin derinleştiği; hiçbir lokal gelişmenin bu bütünden bağımsız ele alınamayacağı bir süreçte, emperyalist hesapları bir “fırsat” olarak görmek ve özgürleşmenin o denklemlerde yer almaktan geçtiğini savunmak, Marksizmi aşmanın değil olsa olsa ya kavrayış sorununun ya da mevcut tüm birikimleri pragmatizme feda etmenin ifadesi olabilir.

Özetle, bizim gündemimizde bu tartışmaların yanında yine artmayan asgari ücret, açlığa mahkûm edilen emekçiler, ülkemiz halkına dayatılan sömürge madenciliği, sömürge tarımı, sömürge hukuku olacak; doğa tahribatı olacak, yargının bir silah gibi kullanılmasını, kayyumları, darbe iklimini gündemleştirmeye devam edeceğiz.

Devrimci Hareket

12 Temmuz 2025

  • Ana Sayfa
  • Dergi Arşivi
  • İletişim
devrimcih@yahoo.com

© 2019 Emperyalizme ve Oligarşiye Karşı Devrimci Hareket Dergisi

No Result
View All Result
  • Gündem
  • Makaleler
    • Emperyalizm ve Dünya
    • Emek Hareketi
    • Ulusal Sorun
    • Bilim & Felsefe
    • Tarım Sorunu
    • Kadın Mücadelesi
    • Kültür & Sanat
    • Çevre Sorunu
    • Sağlık
    • Eğitim
  • Temel Tezler
  • Doğru Yerden Öğrenelim
  • Devrimci Kişilik
  • Hareket’e katıl!

© 2019 Emperyalizme ve Oligarşiye Karşı Devrimci Hareket Dergisi