• Ana Sayfa
  • Ana Sayfa
  • Dergi Arşivi
  • Hareket’e katıl!
  • Hareket’e sor!
  • Haziran
  • İletişim
Cuma, Mart 6, 2026
  • Gündem
  • Makaleler
    • Emperyalizm ve Dünya
    • Emek Hareketi
    • Ulusal Sorun
    • Bilim & Felsefe
    • Tarım Sorunu
    • Kadın Mücadelesi
    • Kültür & Sanat
    • Çevre Sorunu
    • Sağlık
    • Eğitim
  • Temel Tezler
  • Doğru Yerden Öğrenelim
  • Devrimci Kişilik
  • Hareket’e katıl!
No Result
View All Result
Devrimci Hareket
No Result
View All Result

“Süreç” analizi mi, sol/sosyalist birikimi yok sayıp sataşma mı?

Facebbok'ta PaylaşTwitter'da Paylaş

Tarihsel referanslardan, diyalektikten ve özenli üsluptan yoksunluk

Tarihsel önem atfedilen “tokalaşma”dan beri hemen her adımda sözümüzü söyledik. Hiçbir zaman amacımız “bağcıyı dövmek”, yani yıpratma olmadı. Bu konuda üsluba da dikkat ettik. Ancak öyle görülüyor ki bu bir şeyi değiştirmiyor.

Son olarak Yeni Yaşam Gazetesi’nde “Öcalan’ın çağrısı, süreç ve çağ analizi” başlığıyla, Hüseyin Kalkan imzalı bir değerlendirme yayınlandı.

Öyle bir yöntemsizlikle, çifte standart ve benmerkezcilikle karşı karşıyayız ki ne söylersek söyleyelim ne keyfiliği ne usulsüzlüğü ne de sola dair çarpıtmayla özdeş yakıştırmaları önleyemeyeceğimizi biliyoruz. Ve açık söylemek gerekirse bu değerlendirmemizin amacı, Hüseyin Kalkan’a yanıt vermek değil, hesapsızca sarf edilmiş laflardan dolayı rahatsızlık duyabilecek arkadaşlarımızın duygu ve düşüncelerine tercüman olmaktır.

Yazar, yazılıp söylenenlerden kuşku duyulmasına bile tahammülsüz davranırken, bizlerin yerine geçip reel sosyalizmden ne anladığımızı veya ne anlamadığımızı açıklarken mevcut süreci zerre kadar anlamadığımızı rahatlıkla yazabiliyor. Solun sosyalizme bakışına ölçüsüzce yakıştırmalarda bulunabiliyor.

“Kuşku yaymak, zerre kadar anlamamak, sol fraksiyon düşünce kalıpları” Yeni Yaşam‘ın benimsediği bir üslup mu bilemiyoruz ama yazarın “sol fraksiyon” diyerek küçümsediği olgu, Marksizm-Leninizmle donanmış devrimci örgütlenmelerdir.

Sosyalistlere/Marksistlere demediği şeyleri dedirtmek, söyleneni anlamadan yakıştırmalarla yanıt vermek, sosyalistlerin bugüne dek Sovyetler Birliği için defalarca tartışıp tükettiği iddiaları, yeni bir şey bulmuş gibi alt alta sıralamak kimseyi derin veya birikimli kılmadığı gibi savunduklarını da haklı kılmıyor.

Yazar, “2. Dünya Savaşı sonrası Rusya’nın etki alanı olarak ortaya çıkan Doğu Bloku, ‘muazzam sosyalist deney’ olarak görüldü. Oysaki ne bu blokta ne de ‘Sosyalist Anavatan’da hiçbir dönem sosyalizm uygulanmadı.” diyor. Birincisi, o ülkelerde eksikleriyle, yetersizlikleriyle, ilk olma özelliği vb. ile bir deneyim yaşanmış; bugünün piyasa toplumunda eğitim, sağlık, barınma veya çalışma şartları bağlamında görülen pek çok problem sosyalist deneyimlerde çözüme ulaştırılabilmiştir. İkincisi, “Doğu Bloku” tanımı o dönem sosyalistlerce tercih edilen bir tanım değildir. Nazi eksenli emperyalist saldırı karşısında geliştirilen direncin fiili sahasında böyle özgün bir deneyim yaşandı, daha ileriye de taşınabilirdi. Ancak emperyalist kuşatma nedeniyle olmadı. Ne var ki hiçbir sosyalist yapı o ülkeleri “muazzam sosyalist deney” olarak görmedi, bu deneyimlerin kazanımları, doğruları, kapasiteleri, eksikleri veya yanlışları, koşullar ve sebeplerle beraber değerlendirildi. Anlaşılıyor ki Hüseyin Kalkan’ın tartışma dili ya hep ya hiç ekseninde ilerliyor; bu dil ise diyalektikten yoksundur, dolayısıyla da sağlıklı değildir. Aynı yöntem Rojava’ya da uygulanacak olursa döner sahibini vurur.

Kaldı ki reel sosyalizm tartışılacaksa bunun yolu, İttihat ve Terakki bağları kurmak değil 70 yıllık deneyimin tarihsel koşullarda dikkate alınarak bilimsel yöntemlerle incelenmesi ve dersler çıkarılmasıdır. Bu yapılmadığında niyetten bağımsız olarak yazarı, kendi duruşunu doğrulamak için tarihi tahrif eden duruma düşürür.

Bilinmelidir ki 1970’li yılların ortalarından beri, henüz eleştiri sahibi yazarın durduğu zeminde dahi Sovyetler Birliği bu şekilde eleştirilmezken Devrimci Yol “revizyonizmden” söz etmiş; “geriye doğru bir gidişin” olduğuna dikkat çekmişti. Ama aynı Devrimci Yol, geriye doğru gidiş emarelerine bakarak “Sosyalist Anavatan’da hiçbir dönem sosyalizm uygulanmadı.” demedi; aksine toptancı reddiye yapanları eleştirdi. Bugün Kürt hareketi zemininden yapılan bu tarih yok sayıcılığı ve öznellik, özgürlükçü bir toplum öngörenler için gerçekte hiçbir kitapta her almayacak koca bir deneyimi, sosyalist toplum için bir tecrübeler kütüphanesini ıskalamaktır, bilgiye ve birikime sırt çevirmektir.

Umut, devrimciliğe içkin bir olgudur

Yazar, “Umutsuzluk ve kuşku yaymaya mahal yok. Bu süreç Türkiye’yi demokratikleştirecektir.” diyor. Burada kuşku da umut da yanlış seçilmiş kavramlardır. Söz konusu olan kuşku değil eleştiri ve analizdir; umuda gelince devrimcilerin umutlu olmak için çokça nedeni vardır; bunun için ne Bahçeli’ye ne AKP’ye ne de ABD’ye güzelleme yapmaya ihtiyacı yoktur. Devrimcilerde umut öze dair bir olgudur, yapısaldır.

Demokratikleşme meselesine gelince; kimse kusura bakmasın ama bu tarz ve yöntemlerle, bu müttefiklerle olsa olsa demokratikleşmenin kimlerle ve nasıl olamayacağı anlatılabilir.

Reel sosyalizmden çok bahsedildi, İsterseniz biz de muhatap olduğumuz bu duruşa reel politik diyelim ve bunun bir çeşit sol takiye olduğunun altını çizelim.

Görülüyor ki pragmatizmin, günü kurtarma hesapları ve ölçüsüzlüğün geldiği boyut, öğrenmeyi ve görmeyi de engelliyor. Adeta her şey ters dönmüş (baş aşağı duruyor) gibi. Ezilenlerin kendi yaşam pratiğinde deneyimlediği ve sınıflı tarih boyunca biriken ve sonuçta sol değerler olarak tanımlayabileceğimiz hemen her ortak duruş/kabul reddedilecek, adeta çöp muamelesi görecek ve bunun yerine, son 70 küsür yılın kirli tarihiyle, emperyalizmle özdeş; faşizmin, ırkçılığın ve sömürgeciliğin müsebbibi ABD/NATO özgürlük taşıyıcısı, dost, müttefik ilan edilecek ve biz eleştirmeyeceğiz öyle mi? Gerçekte bugün ABD’nin, AB’nin, İsrail’in kötülüğünü, halk düşmanlığını kanıtlamaya zorlanmamız bile ilerici insanlık/değerler adına acı vericidir. Tarihte buna mecbur kaldığımız anlar olmadı değil ama bir şekilde mahkûm edildi, fazlaca kabul görmeden aşıldı. Bugünün sorunu şu ki şakası bile yapılmaması gereken duruşun sahipleri daha cüretkâr, sesleri daha çok çıkıyor ve ne yazık ki bu postmodern-liberal tezler Marksist/sosyalist zeminde hala karşılık buluyor.

Bir fizikçiye “kuantum, Newton fiziğinin devamı değildir aksine bu bir kopuştur” denilse ve buradan toplumsal ilişkilere izdüşüm yapılsa ya şaka yaptığınızı zanneder ya da bunun fizikten (yazarın tercih ettiği ifadeyle söylersek) zerrece haberi yok diye düşünür. Biz bugün bu yazıyı yayına hazırlarken basına “‘Rojava Devrimi’ etiketiyle yaptığı paylaşımda cihatçı örgüt IŞİD’den söz etmeden ‘Esad diktatörlüğe karşı…’ diyen DEM Parti, kamuoyunda yükselen tepkilerin ardından açıklamasını sildi. DEM Parti, daha önceki açıklamalarında ‘IŞİD barbarlığına ve karanlığına karşı’ mücadele edildiğini vurgulamıştı.” haberi düştü. Eğer gerçekte tarafların birbirini dinleyip dikkate aldığı bir zemin olsa salt bu gelişmenin bile sürece dair çok şey içerdiği/anlattığı görülürdü. Sıkça belirttiğimiz gibi tepeden tırnağa bir ters duruşla karşı karşıyayız. Yoksa (silinmiş de olsa) salt bu açıklama bile DEM zemininde ve solda büyük yankılara, tartışma ve ayrışmalara neden olurdu.

Sonuç yerine

Devrimcilik, bir yaşam biçimidir; akışkanlığı değil kökleşme ve derinleşmeyi, dolayısıyla da Marksizmin rehber alınmasını gerektirir. Marksizm, muarızları üzerinden okunup anlaşılacak bir fikir, bir öneri değil bir öğretidir; kendisinden önceki birikimleri de içeren, yaşayan bir öğretidir; öznel değil bilimseldir, kişiselliğe de keyfiyete de yer vermez. Vaktinde tartışıp tükettiği konular, ancak Marksizmden haberdar olmayanlarca bir buluşmuş gibi gündeme getirilir.

Alternatif bir kimlik, bir etkinlik ve yaşam biçimi olan devrimcilik, aynı değerlerde, insanlaşmanın ve yoldaşlaşmanın basamaklarında buluşturur. Marx, kapitalist için “kişileşmiş sermaye” der, bir devrimci ise “kişileşmiş alternatiftir.” Kapitalist, değerlerini cebinde taşır. Devrimci, değerlerini aklında ve yüreğinde taşır. Bu bağlamda, kapitalizmin kötülüğü ve alternatifin güzelliği ne denli kavranabilirse, motivasyon o denli artar.

Devrim, özgürleşme yolunda nitelik sıçratıcı zorunlu bir eşiktir; bir son değil yeni bir başlangıç zeminidir. Uzun süreli, inişli çıkışlı bir yoldan geçmeyi gerektirir. “Gidilmeye değer yerlerin kestirmesi yoktur” diyen Paulo Coelho’dan esinle söylersek, devrime giden yolun kestirmesi yoktur.

Sosyalizm, tüm insanlığın kardeşleşmesi, tüm kötülük kaynaklarının ortadan kalkması, devlet gibi yasa gibi araçlara dahi ihtiyaç kalmayacak tam özgürlük için bir geçiş toplumudur; komünizmin ön aşamasıdır. Böyle bir toplumda eski toplumun izleri de varlık gösterir. “Ya hep ya hiç” yaklaşımı bir de bu açıdan değerlendirilmelidir.

Sosyalizm, kapitalizmin tüm hücrelerinin, yabancılaştırmanın tüm bozuculuğunun alternatifidir. İnsanın bozulmamış, sahiplenmeyi, dayanışmayı ve eşitliği savunan tüm halleri sosyalizme basamaktır; dolayısıyla da empati de sempati de bizimdir; diktatörlükler ise sınıflı toplumların ürünüdür.

Özetle hedefe giden YOL, hedefin değerlerini bağrında taşıyan bir yaşam biçimi olduğu için başlı başına değerlidir; yolcusunu, mutlu ve umutlu kılar, bu YOL’da ödenen hiçbir bedel boşa gitmez ama bu, nihai hedef ile hedefe giden yolu eşitleme hatasına düşürmemelidir.

Devrimci Hareket

21 Temmuz 2025

  • Ana Sayfa
  • Dergi Arşivi
  • İletişim
devrimcih@yahoo.com

© 2019 Emperyalizme ve Oligarşiye Karşı Devrimci Hareket Dergisi

No Result
View All Result
  • Gündem
  • Makaleler
    • Emperyalizm ve Dünya
    • Emek Hareketi
    • Ulusal Sorun
    • Bilim & Felsefe
    • Tarım Sorunu
    • Kadın Mücadelesi
    • Kültür & Sanat
    • Çevre Sorunu
    • Sağlık
    • Eğitim
  • Temel Tezler
  • Doğru Yerden Öğrenelim
  • Devrimci Kişilik
  • Hareket’e katıl!

© 2019 Emperyalizme ve Oligarşiye Karşı Devrimci Hareket Dergisi