• Ana Sayfa
  • Ana Sayfa
  • Dergi Arşivi
  • Hareket’e katıl!
  • Hareket’e sor!
  • Haziran
  • İletişim
Cuma, Mart 6, 2026
  • Gündem
  • Makaleler
    • Emperyalizm ve Dünya
    • Emek Hareketi
    • Ulusal Sorun
    • Bilim & Felsefe
    • Tarım Sorunu
    • Kadın Mücadelesi
    • Kültür & Sanat
    • Çevre Sorunu
    • Sağlık
    • Eğitim
  • Temel Tezler
  • Doğru Yerden Öğrenelim
  • Devrimci Kişilik
  • Hareket’e katıl!
No Result
View All Result
Devrimci Hareket
No Result
View All Result

Birleşik mücadele ufuklu tartışma ve Şişli forumu

Facebbok'ta PaylaşTwitter'da Paylaş

 

sendika.org’tan dostlarımızın başlattığı, “Türkiye siyaseti yeniden şekillenirken sosyalist strateji” başlıklı ve birleşik mücadele ufuklu tartışmaya bağlı olarak oluşan yazılı havuzda 30 yazının birikmesi, çeşitli açılardan değerlidir. Özellikle birleşik mücadeleyi soyuttan somuta taşımak açısından bu türden çabaları önemsiyoruz.

O toplam içinde, Selim Açan, “kurulacak güçbirliği aracılığıyla hangi esaslar temelinde birleşik bir faaliyet örgütlenebileceğini” yazdı, önerilerde bulundu.

İlhan Yıldırım, Demokrasi İçin Birlik‘in bir ortak irade inşasında hazır bir zemin olarak değerlendirilebileceğini yazdı. Ve devrimci sol sosyalist güçlerin koordinasyonundan söz etti.

Özay Göztepe, “Mücadelenin çeşitli alanlarındaki çalışmaları belli bir olgunluğa ulaşanlar, yani farklı alanlardaki yetenekler, bir araya gelerek Voltran’ı oluşturamaz mı? Bunun ilk adımı olarak da hem merkezi düzeyde hem de yerellerde kongreler kuramaz mı?” diye sordu.

Ender Öndeş, belli bir süre hazırlığı yapılan, örgütsel odaklanma ile bütün güçlerin mobilize edildiği kampanyaların önemine dikkat çekti.

Mehmet Yeşiltepe, “Şimdi tek ‘yumruk’ olma zamanı” başlıklı yazısında “Alternatif arayışında kapitalizmden yani sınıf karşıtlarından öğrenme yanılgısına düşülmediği, onlardan değil, 20. yüzyıl pratiği dahil, binlerce yıllık ütopya yazıcılarından öğrenildiği sürece, bugün neyi, nasıl, kimlerle yapmak gerektiği sorusunu yanıtlamanın sanıldığı denli zor olmadığı görülecektir.” dedi.

Özetle bir taraftan ülke ve dünya analizi yapılırken, diğer taraftan bu kötücül tablo, bu sınıfsal tehdit karşısında, nasıl bir birleşik mücadele zemininin geliştirilebileceğine kafa yoruldu.

Şişli forumu

Sözünü ettiğimiz bu yazılı çabalardan sonra Şişli Tiyatrosu’nda Komite, sendika.org, Kılavuz ve Yolculuk çağrısıyla bir forum düzenlendi. Gerek katılımın yoğunluğu gerekse söz söyleme isteği ve çeşitliliği kimlerin ne düşündüğüne dair daha somut bir tablo oluşturdu. Söz konusu etkinlik/forum, birleşik mücadele adına bugünden yarına somut bir yapı ortaya çıkarmasa da birbirini dinlemek, fikir ve öneri almak, neler yapılabileceğini veya yapılamayacağını görmek açısından yararlı/işlevli olmuştur.

Bu türden buluşmalar, doğası gereği, gönüllerden geçen büyük/sıçramalı sonuçlar doğurmaz. Yüzlerce kişinin bir araya gelip, birbirini dinlemiş olması bile başlı başına değerlidir. Gelenler içinde de uzaktan izleyenler/duyanlar içinde de farklı anlam ve beklentiler yükleyenler olabilir. Hatta, solun temel niteliklerinden olan; Marksist bir stratejik ufku işaret eden “Bağımsız devrimci bir siyaset…” vurgusuna bakıp, bunu “Kürt hareketi’nden bağımsızlık” olarak görmek için zorlama yorum ve atıflarda bulunanlar olabilir. Fakat her zaman vurguladığımız gibi böylesi adımlara aceleci yaklaşmamak ve tüm eleştirilerimize rağmen Kürt hareketini de CHP’nin alanlarda topladığı halk potansiyelini de önemsemek ve bu konuda bir duruşa sahip olmak durumundayız.

Dünyanın da ülkenin de solun da özel bir süreçten geçiyor olması, olup biteni anlamayı, görünür kılmayı olmazsa olmaz önemde öne çıkarıyor; yapmak, anlamayı gerektiriyor. Amaca bağlı olarak ihtiyaç duyulan araç ve yöntemlerin geliştirilmesi de saflaşma da kolektif bir üretimi gerektiriyor. Bunun, mevcut dağınıklığın, sığlaşma ve programatik daralmanın aşılmasında da rolünün olabileceğini düşünüyoruz. Bu konuda solun yoğun bir deneyiminin/pratiğinin olduğunu söyleyemeyiz. Ancak hayatın/mücadelenin dayatması karşısında sempozyum vb. kolektif üretim zeminlerinin öneminin giderek arttığı görülüyor.

Bugün “ha” deyince mevcut soruların/sorunların yanıtlanması gerçekçi olmaz. Ancak küresel savaş, krizler, darbeler vb. dönemlerde rastlanabilecek süreçlerden anımsadığımız türden bir tabloyla, sınıfsal bir gerilmeyle karşı karşıya olduğumuz bu süreçte, dünya ve ülke özgülündeki sol birikimi hafife almak, anahtar olarak görmemek veya sistemin yaşadığı altüst oluşun bir benzerini bu zeminde beklemek büyük yanılgı olur. Kaldı ki sistemin küresel boyutta yaşadığı değişim de Marksizmin önermelerini yadsıyan değil doğrulayan istikamette gelişiyor. Bu alanda bir krizden söz edilecekse bu, Marksizmin değil kimi Marksistlerin kendi krizidir.

Solda en yaygın eğilimlerden biri de sık sık “miladlar” oluşturmak, nitelik farklılığını veya sıçramasını içeren değişimlerden söz etmektir. Bir taraftan 2. Yeniden Paylaşım Savaşı sonrasında ABD dominasyonunda biçimlendirilen sistemin kurumlarından dengelerine kadar değişmekte olduğu, hegemonya ve paylaşım savaşı eşliğinde yeni bir düzenin ipuçlarının belirdiği söylenirken, diğer taraftan bu değişimin sanki kapitalizme dair bildiğimiz her şeyi değiştirmekte olduğu savunulduğunda, bir şeyler hem karışmış hem kopmuş oluyor.

Gerçekte kapitalizm, bir sisteme dönüştüğünden bugüne sürekli olarak bir devamlılık içindedir. Yaptığımız bu tanımlama, değişimin reddi değil, değişime rağmen sınıfsal devamlılığın görülmesidir. Sosyal devlet uygulaması nasıl kapitalizmde bir kopma veya nitel değişim değilse neoliberalizm de bir kopma veya nitel değişim değildir.

“Bu, bildiğimiz kapitalizm değil, her şey alt üst oldu, yeniden tanımlamaya/anlamaya ihtiyaç var” dediğimizde yarattığımız bilinemezlik ve buna bağlı olarak örneğin en değerli kaynaklarımızdan biri olan Kapital’den/Marks’tan kopma, bizi kapitalizmi daha iyi anlamaya değil, kafa karışıklığına sürükler.

Benzer bir durum, sol birikim, ölçü ve değerler için de geçerlidir. Eğer siz bırakalım birliği (çeşitli biçimlerde mümkün olan ortaklaşmaları) tersine var olanın altüst olduğu bir dağılma ve yeniden kuruluş amaçlıyorsanız, bu da sisteme dair sözünü ettiğimiz gibi sol birikimde kopmalar, red ve boşluklar oluşturur.

İlk bakışta yenilenme çağrışımı yapabilecek olan, “solda altüst oluşun gerekliliği” gibi ifadeler, postmodern külliyatla dayatılıp yaygınlaştırılan, “büyük anlatılara” dönük toptancı reddedişleri şu veya bu şekilde besler. Sol için değişim, yenilenme vb. bırakalım birikim reddini, birikime dayandığı, oradan beslendiği oranda anlamlıdır. Marks’la Lenin arasında böyle bir değişimden, koparak değil devamlılık içinde yeniden üretmekten söz edilebilir. Kopma, devamlılığı değil hem reddi hem de nitelik farkını içerir.

Neoliberalizm, Marks’ın tanımladığı sermayenin niteliğinde devamlılıktır

Kapital’in birinci cildinde Marks, kapitalizmin savaş üretme potansiyelini, sermayenin niteliği ile açıklar. Buna göre sermaye ölü emektir ve bir vampir gibi canlı emeği emdiği oranda yaşar. Ne kadar çok emerse o kadar çok yaşar. Emperyalizm, bunun daha yoğunlaşmış daha saldırgan, savaş ve siyasal gericilik üreten biçimidir.

İşte neoliberalizm, canlı emeği bir vampir gibi emerek beslenen, küreselleşerek vahşet alanını büyütüp çeşitlendiren sermayenin tam ve kesin hakimiyetidir. Sermaye, bu hakimiyet ve 3. yeniden paylaşım gereği bugün daha modern araçlarla, gizleme ihtiyacı duymadan yakıp, yıkıp, yağmalıyor. Bunu Steinbeck Marks’tan yıllar sonra “Banka insana benzemez. Elli bin dönüm toprağa sahip kişi de insana benzemez. O da canavardır.” (Gazap Üzümleri) biçiminde tanımlar.

Tüm bu veriler gösteriyor ki mevcut savaşların, yıkımların, doğa ve insan katliamlarının sorumlusu sermayedir, tekellerdir. Sınıf ilişki ve çelişkileri bu bağlam içinde değerlendirilmediğinde, kısa veya uzun erimli mücadelelerde yanlış hedeflere yönelme, yanlış ittifaklara girme olasılığı artar.

Sömürgeciliğin güncellenerek bugün ulaştığı boyut, çeşitli açılardan klasik sömürgeciliği andıran niteliktedir. Üstelik artık sadece limanlar, hammadde kaynaklarının olduğu yerler veya şehirler değil, bütün bir ülke, hayatın her kesitinde karşılığı olacak şekilde işgal edilmiş durumda. Bu açık emperyalizmdir. Sömürge madenciliğinden de sömürge tarımından da sömürge hukukundan da söz etmek mümkün. Sermaye, yüzlerce yıllık deneyimle biriktirdiğini, bugün, ona uygun rejimler eşliğinde daha engelsiz uyguluyor. Emperyalist kapitalist ülkelerde burjuva demokrasileri daralırken, yeni sömürge ülkelerde faşizm derinleşerek açık biçimler alıyor; bir çeşit darbe iklimi yaşanıyor.

İşte küresel boyutta bu olup bitenleri anlayabilmek için sermayenin yönetici kadrosu niteliğindeki bireylerin kişiliklerinden, teknolojik fetişlerden ya da tarihsel analojilerden çok, sınıfsal ve tarihsel analiz gerekir. Trump’ı, Netanyahu’yu doğuran kapitalizmin krizleridir. Bu koşullarda dijitalleşmeyi, platformları, yapay zekâyı vb. sermaye yönlendirir. Ve tüm bunlar, emperyalist sistemin yeni biçimler alarak sürdüğü bir çağda yaşanıyor. Bu emperyalizmdir; yeni ortaçağ veya teknofeodalizm değildir, bu tür tanımlar, sınıfsal analizden uzaklaştırır; emperyalizmi ıskalamak tüm resmi gölgeler.

Darbenin de soykırımın da işgalin de en bilindik hukuksal normların çiğnenmesinin de açıkça savunulabildiği bu olağanüstü iklim; Trump, Orban, Modi, Netanyahu, Milei, Erdoğan gibi ihtiyaca uygun kadrolarla bizzat sermaye yönetmenliğinde gerçekleşiyor.

Neoliberalizmin etkileri hayatın her kesitinde gözlenebiliyor; kapitalizmin içselleşerek bozucu-dağıtıcı etki yapması anlamına da geldiğini düşünürsek, bunun izlerini muhalif zeminde de sürmek mümkün. Tam da bu bağlamda bugün artık kimlik siyasetiyle sınıf siyaseti arasındaki dengenin bozulduğunu gösteren teorik veya pratik pek çok sorunla karşılaşabiliyoruz. Sınıfsal uzlaşma, sınıfsal rakibine öykünme eğilimi alan büyütürken, örneğin Latin Amerika’da artık “pembe dalga”dan da söz edilemiyor.

Geçmişte tek tek ele alınan, değerlendirilen ve karşı durulan olguların bugün kesişmiş durumda olduğu, bu toz-duman ortamında kolaya kaçarak, hafife alarak çözeceğimiz hiçbir sorun yoktur. Bu gerek tek tek her kadroda gerekse örgütsel boyutlarda bir moralsizlik/çaresizlik sebebi değil, yüzleşme ve ona göre konum/duruş belirleme sebebi olmalıdır.

“Ne yapmalı”nın kilit kavramı birleşik mücadele

Mücadelede başarının en önemli kıstaslarından biri de mevcut koşulları da alternatifini de görünür kılmaktır. Birleşik mücadele çağrılarını gösteri ve sömürü malzemesi olmaktan çıkarmak, soyuttan somuta taşımak, sorunun boyutunu da çözümün aciliyetini de görünür kılmak büyük önem taşıyor. Bu öneme rağmen bir süredir birleşik mücadele hiç olmadığı denli zayıf düşmüş, somut karşılığı olmayan bir söyleme dönüşmüştür. Bu, devrimcilik kavrayışı, duruşu ve sorumluluk adına ciddi bir sorundur.

Eğer güç birliği, eylem birliği, ittifak, cephe ve benzerlerini son tahlilde bir çeşit birlik olarak tanımlayacaksak; devrimcilerin birlikten uzak durma lüksü yoktur. Gerçekte bu, Leninizmin gereği, programatik bir zorunluluk bir devrim ciddiyetidir; zayıflığın değil özgüvenin ifadesidir, yalnızca solda değil en geniş halk kesimleri içinde mücadelenin birleşik bir toplam oluşturmasını gerektirir. Dolayısıyla birleşik mücadele ufkuyla gerçekleştirilen buluşmalarda, sanki homojen bir parti örgütlenmesi amaçlanıyormuş gibi potansiyel bileşenler arasında kutuplaştırıcı/ayrıştırıcı kalın çizgilerle fark oluşturmak, farkları ajitasyon konusu yapmak, olgunun özüne/doğasına aykırıdır.

Bilindiği gibi emperyalist dönemle beraber burjuvazi, ilerici-devrimci niteliğini bütünüyle yitirmiş, tüm demokratik sorunların çözümü proleter devrimin konusu olmuştur. Lenin’in, “devrimci mücadeleyi tüm demokratik taleplerle ilgili program ve taktiğe bağlamalıyız” derken kastettiği budur. Bunun günümüzde Türkiye’ye izdüşümü; Kürt sorununun, kadın sorununun, inanç sorununun, doğa ve insan mücadelesinin emekçi başlığı altında toplanmasıdır. Bu, demokratik olandan sosyalist olana kesintisiz devrim anlayışıdır.

Gerçekte hemen her konuda olduğu gibi birleşik mücadele ve gerekleri konusunda da öğretici pratiklerle dolu muazzam kaynaklarımız var. Yeter ki doğru yerde arayalım. Bulduğumuzu doğru analiz edelim. İsteyen İspanya İç Savaşı sırasında 50 ülkeden 35 bin gönüllünün gelip faşizme karşı savaşmasına bakabilir, isteyen Gazap Üzümleri‘nde anlatılan göçmenlerin Kamp Komiteleri adı altında oluşturduğu ütopya alanına bakabilir; ihtiyaca göre Birinci Enternasyonal’in birleşikliğine de Taksim Komünü’ne veya hapishanelerdeki komünlere bakılabilir. Her birinin kendine has öğreticiliği vardır.

Birleşik mücadelede bazen, “Evlerini, topraklarını ve düzenlerini kaybettiklerinde darmadağın oldular; kimisi korktu, kimisi umudunu yitirdi. Fakat yaşadıkları ortak acı onları aynı yolun yolcusu yaptı.” (Steinbeck, age) ifadelerinde görüldüğü gibi yaşanan acı, acı sahiplerini aynı yolun yolcusu yapar. Bazen de bu, planlı bilinçli bir organizasyon olur; Parti+Sovyet, Parti+Cephe, Tek Yol Devrim+Direniş Komiteleri gibi toplamlar oluşturur. Veya sloganlarımıza yansır; Dünyanın bütün işçileri ve ezilen halklar birleşin…

Gerçekte sınıfsal bir bakışla ve sorumlu bir duruşla; mücadele zeminindeki her adım, her slogan, her direnç toplam oluşturmaya müsait bir potansiyeldir. Bu bağları anlayıp görünür kılmak; benzer şekilde dünyada sermayenin her adımını emperyalizmle, yeni sömürgelerdeki her adımını faşizmle ilişkilendirmek, bunu görünür kılmak birleşik mücadeleye giden basamakları oluşturur.

Bizler bu bilinç ve öngörülerle Şişli forumunda hem çağrıcı hem katılımcı olduk. Bir kez daha ve sonuç olarak söylemek gerekirse bu, bir sorumluluk alma ve sorumluluğa çağırma tavrıdır; aceleye getirilmeden arayışlar da yolculuklar da sürdürülmelidir. Önümüzdeki dönemde diyalog, arayış vb. devam ederken, gündeme kampanya, eylem birliği vb. yöntemlerle müdahale etmek, ihtiyaç duyulan her alanda görünür olmak, mücadele alanlarını, sokakları boş bırakmamak önemli olacaktır.

Devrimci Hareket

23 Ekim 2025

 

  • Ana Sayfa
  • Dergi Arşivi
  • İletişim
devrimcih@yahoo.com

© 2019 Emperyalizme ve Oligarşiye Karşı Devrimci Hareket Dergisi

No Result
View All Result
  • Gündem
  • Makaleler
    • Emperyalizm ve Dünya
    • Emek Hareketi
    • Ulusal Sorun
    • Bilim & Felsefe
    • Tarım Sorunu
    • Kadın Mücadelesi
    • Kültür & Sanat
    • Çevre Sorunu
    • Sağlık
    • Eğitim
  • Temel Tezler
  • Doğru Yerden Öğrenelim
  • Devrimci Kişilik
  • Hareket’e katıl!

© 2019 Emperyalizme ve Oligarşiye Karşı Devrimci Hareket Dergisi