2011’de başlayan Suriye’ye yönelik emperyalist saldırı geçtiğimiz yıl BAAS iktidarının düşmesinin ardından ABD kuklası, cihatçı, şeriatçı, El Kaide ve IŞİD bağlantılı HTŞ’nin ve onun şefi Colani’nin iktidara gelişiyle sonuçlanmıştı. Hem 2011’den 2024’e kadar, hem de 2024’te iktidarın değişmesin ardından cihatçı çeteler Suriye’de binlerce insanı katletmiş; Aleviler, Dürziler, Kürtler ve Hıristiyanlar başta olmak üzere ülkedeki azınlıklar büyük katliamlar ve sürgünlerle karşı karşıya bırakılmıştı. Bugün Suriye toprakları dizginsiz bir emperyalist yağmaya açılmış, ülkenin güneyi İsrail tarafından işgal edilmiştir ve ülkeden her gün başka bir katliam haberi gelmektedir. Suriye’nin emperyalizmin kontrolüne girdiği bu tablo ABD tarafından organize edilmiş ve onun özel yetkili partisi AKP de sürecin her aşamasında aktif rol almıştır.
ABD’den harikalar beklemek!
SDG Komutanı Mazlum Abdi, İsrail gazetesi The Jerusalem Post‘la yaptığı görüşmede “Şam’daki istikrarın sağlanması için ABD’nin Kuzeydoğu Suriye’de kalması gerekiyor” değerlendirmesini yaptı ve ABD Başkanı Trump’ın “Suriye’yi yeniden harika yapmak istediğini” söyledi.
Evet yanlış okumadınız “Suriye’yi yeniden harika yapmak.” Amerikalı politikacılar tarafından kullanılan “Make America Great Again (Amerika’yı Yeniden Harika Yap)” sloganını hepimiz hatırlıyoruz. Bunu ilk olarak Ronald Reagan, 1980 başkanlık kampanyası sırasında kullandı. 2024 başkanlık kampanyasında da Trump’ın öne çıkardığı bir slogan oldu. İşte bu slogana gönderme yapıyor Abdi. Dünyanın en kirli, en katil politikacılarını, Amerikayı “harika” yaptıkları gibi Suriye’yi de harika yapmaya çağırıyor.
Biliyoruz, giderek geleneklerini, duruşunu ve değerlerini aşındırarak bu söylemleri realize etmeye devam eden sosyalist dostlarımızı bu yazdıklarımız rahatsız edecektir. Ancak bilinmelidir ki ulusal soruna dair Marksist külliyat ne denli eğilip bükülürse bükülsün, emperyalist odakların bölge politikalarına dair geliştirdiği denklemler içinde çözüm arayan bu eğilimin, özgünlük vb. gerekçelerle savunulacak hiçbir yanı yoktur.
Söz konusu görüşmede Abdi, ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı‘nın yardımda kesintiye gitmesi nedeniyle IŞİD bağlantılı Suriyelilerin kaldığı El-Hol Kampı’nı yönetmek için çok daha az insani gücü kaldığını söyledi. Bunu da yanlış okumadınız, evet Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID). Renkli devrimlerden darbelere kadar pek çok meselede rol alan, başta Afrika, Asya, Latin Amerika, Orta Doğu ve Doğu Avrupa’da olmak üzere 100’den fazla ülkede misyonlara sahip olan, 1961’den beri CIA’ya paravan oluşturan USAID. Hatırlanacak olursa Trump göreve başladığında Elon Musk’la beraber bu ajansın faaliyetlerini ihtiyaca bağlı olarak güncelleme kararı almıştı.
İşte Abdi’nin rahatsız olduğu, bu güncelleme kapsamında gündeme gelen yardım kesintileridir. “Nasıl yani; CIA’ya paravan oluşturan bir yapıdan para mı alınıyor?” demeyin. Her şey gibi bunun da açıklaması/gerekçesi bulunur. Ne de olsa IŞİD mahkumlarını kontrol altında tutmak gibi bir gerekçe var. Kiminle; gerekirse en büyük IŞİD’li Colani ile.
Problemin özü paradigmada
Abdi, Suriye’deki HTŞ iktidarının Lazkiye’de 2 bin Aleviyi Süveyda’da da 1000 Dürzi’yi öldürdüğünü söylüyor. Ve aynı HTŞ ile entegrasyon tarifleri yapıyor. Bu örnekleri çoğaltabiliriz. ABD’den istenenler veya istenmeyenler konusunda sayfalarca yazabiliriz. Ama işin özü şu, ortada tepeden tırnağa farklı bir duruş, ölçü ve değerler sistemi var. Bütün bunlara imkan veren bir paradigma var. Bu fark anlaşılmadığı sürece, her konu, her tartışma eksik kalacaktır.
Tam da bu bağlam içinde “İmralı’ya giden heyet neden görüşmeleri özgürce aktaramıyor? Neden tutanakların büyük çoğunluğu özel sansürden geçirildikten sonra çok sınırlı biçimde kamuoyuyla paylaşılıyor?” gibi pek çok sorunun yanıtı da karşımızdaki duruşun/paradigmanın niteliğiyle ilintilidir.
Sözünü ettiğimiz farkın niteliği, Marksizmle nasıl bir açı oluşturduğu kavranabildiği oranda sürece dair beklentiler de farklılaşacaktır. Daha önce çeşitli biçimlerde yer verdiğimiz için, paradigmanın ve yansımalarının Marksizm karşısındaki açmazlarına burada yer vermeyeceğiz. Ancak Marksizm/sosyalizm iddialı kimi dostlarımızın bu süreçte olup biteni gerekçeleme, hazmetme kapasitelerini bir kez daha “takdir” etmeden geçemeyeceğiz.
Stratejik hedef ve dost-düşman ayrımı
Evet Suriye harika olabilir; bunun birincil koşulu, emperyalizmin artık gizlenme ihtiyacı duyulmayan ve direkt veya dolaylı varlığına son vermektir. Öncelikli taşları antiemperyalist ölçülerle dizilen birleşik mücadeleyi, anti oligarşik, demokratik hedeflerle stratejik ufka taşımaktır.
Çok açık söylüyoruz ya Gazze’de soykırımı sürdüren, Suriye’yi işgal ettiği yerlerden çıkmayacağını açıkça söyleyen; Kafkaslar, Afrika vb. yerlerde ABD ile beraber her türlü operasyonun, yağmanın ve katliamın birincil sorumlularından olan İsrail’i dost gören bir yerde durulacak ve bu kapsamdaki oyuna dahil olunacak ya da küreselleşen ve açık biçimler alan bu iktidarlaşmış kötülüğün karşısında durulacaktır.
Kimse aklımızla alay edip, “dönemin ruhu, küresel bir güce yedeklenme zorunluluğu” diye başlayan, bugüne dek binlerce yıldır bu yolda bedel ödemiş milyonlarca insanın değerlerini/anılarını inciten ve gerçekte söyleyeni dahi ikna etmeyen, neoliberalizmle malul gerekçeler sıralamasın.
Eğer ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack‘ın, Erdoğan ile Netanyahu’nun birbirine yönelik sert söylemlerinin “sadece retorik”ten ibaret olduğunu söylerken ne demek istediği anlaşılmak isteniyorsa; yine aynı Barrack’a “Bu bölgede, beğenin ya da beğenmeyin, en iyi işleyen sistem hayırsever monarşiler olmuştur” dedirten ölçülerin sınıfsal bağlamı doğru kurulmak isteniyorsa; daha da önemlisi gerçekten genelde bölge özelde Kürt halkına yakışan özgürlükçü, eşitlikçi, demokratik bir yaşam isteniyorsa; yaşayan bir öğreti olan (doğası gereği tekrarları, dogmatizmi vb. kusan) Marksizm ölçü alınmalıdır.
Devrimci Hareket
8 Aralık 2025