• Ana Sayfa
  • Ana Sayfa
  • Dergi Arşivi
  • Hareket’e katıl!
  • Hareket’e sor!
  • Haziran
  • İletişim
Cuma, Mart 6, 2026
  • Gündem
  • Makaleler
    • Emperyalizm ve Dünya
    • Emek Hareketi
    • Ulusal Sorun
    • Bilim & Felsefe
    • Tarım Sorunu
    • Kadın Mücadelesi
    • Kültür & Sanat
    • Çevre Sorunu
    • Sağlık
    • Eğitim
  • Temel Tezler
  • Doğru Yerden Öğrenelim
  • Devrimci Kişilik
  • Hareket’e katıl!
No Result
View All Result
Devrimci Hareket
No Result
View All Result

HTŞ’nin Halep saldırısı nasıl okunmalı?

Facebbok'ta PaylaşTwitter'da Paylaş

HTŞ’nin Halep’te Kürt mahallelerine yönelik başlattığı son saldırı, yalnızca askeri bir hamle olarak değil, siyasal bir zorlamanın parçası olarak ele alınmalıdır. Daha önce de defalarca hedef alınan Eşrefiye ve Şeyh Maksud mahalleleri bu kez “askeri bölge” ilan edilerek daha kapsamlı ve yıkıcı bir saldırının hedefi haline getirildi. On binlerce sivilin yerinden edilmesi, saldırının rastlantısal ya da yerel bir inisiyatif olmadığını açık biçimde ortaya koyuyor.

Türkiye’nin eş zamanlı olarak Halep’in kuzeyine askeri sevkiyat yapması ve Milli Savunma Bakanlığı’nın HTŞ’ye destek açıklaması, bu saldırının Ankara’dan bağımsız ya da kopuk gelişmediğini gösteriyor. Buradaki temel amaç sahada kalıcı bir toprak kazanımı değil; SDG’ye masada kabul ettirilemeyen taleplerin zor yoluyla dayatılmasıdır.

Bu tablo, ABD’nin Suriye’ye dair genel tasarımından bağımsız okunamaz. Suriye Dışişleri Bakanlığı’nın Golan Tepeleri’ni ülke haritasından çıkarması, herhangi bir pazarlık sürecinin sonucu değil, ABD ve İsrail eksenli yeni Suriye düzenine peşinen verilen bir onaydır. Bu adım, Washington’un neden HTŞ ve Colani’ye yaptığı yatırımdan vazgeçmek istemediğini de açıklayan niteliktedir. ABD açısından mesele, Suriye’de kimin hangi mahalleyi kontrol ettiğinden öte, tüm Ortadoğu’ya yönelik kapsamlı yeniden biçimlendirmede sürecinde önemli bir konuma sahip Suriye’yi bir ülke olmaktan çok araçsallaştırılmış bir coğrafya olarak kullanabilmektir. Bu çerçevede HTŞ, geçmişi ve ideolojik karakteri ne olursa olsun, ABD için düşük maliyetli ve işlevsel bir araç olma özelliğini korumaktadır.

10 Mart’ta imzalanan ve SDG’nin entegrasyonunu öngören çerçeve anlaşma da bu bağlamda ele alınmalıdır. Söz konusu anlaşma, Kürt Özerk Yönetimi’ni doğrudan tasfiye etmiyor; ancak onu olabildiğince sınırlamayı hedefleyerek yetki ve kaynak paylaşımını zamana yayıyordu. Türkiye ve HTŞ açısından bu belirsizliğin yönetilebileceği varsayılmış olsa da bunun fiilen kolay olmadığı görüldü. Nitekim SDG, bu süreçte hak ve kazanımlarında ısrarcı bir tutum sergiledi. Halep saldırısı tam da bu noktada devreye sokuldu. Sahada yaratılan askeri ve insani baskı yoluyla SDG’nin masaya güçlü bir aktör olarak oturma kapasitesinin zayıflatılması ve taleplerinin aşağı çekilmesi hedeflendi.

Türkiye–HTŞ–ABD üçgeninde ortaya çıkan rol paylaşımı bu saldırının arka planını daha da netleştiriyor. Ankara’nın öncelikli hedefi, SDG’nin siyasal ve askeri varlığının tasfiye edilmesi ya da en azından etkisizleştirilmesidir. Ancak ABD’nin SDG ile süregelen ilişkileri ve sahadaki dengeler, bu hedefe doğrudan ulaşılmasını zorlaştırıyor. Bu nedenle HTŞ üzerinden dolaylı baskı mekanizmaları devreye sokuluyor. HTŞ’nin IŞİD’le Mücadele Koalisyonu’na dahil edilmesi, İsrail’le dolaylı temas mekanizmalarının kurulması ve Türkiye ile askeri işbirliği anlaşmaları, bu stratejinin birbirini tamamlayan unsurları olarak öne çıkıyor. Nihai amaç, SDG’yi silahlı ve kolektif bir güç olmaktan çıkararak bireysel düzeyde, denetimli ve talepleri törpülenmiş bir entegrasyona zorlamaktır.

Sınıfsal bir perspektiften bakıldığında Halep saldırısının etkileri/sonuçları, taraflara göre değişiyor. ABD emperyalizmi, Suriye’deki belirleyici konumunu güçlendirirken; Türkiye’deki Saray rejimi, dışarıdaki gelişmeleri iç siyasetin tahkimatında araç olarak kullanmayı sürdürüyor. HTŞ ise uluslararası meşruiyet ve tanınırlık yolunda elini güçlendiriyor. Buna karşılık Halep’te yerinden edilen Kürt halkı bedel öderken, Suriye’de birlikte yaşam ihtimali ve Kürt halkının kolektif siyasal kazanımları yara almaya devam ediyor.

Sonuç olarak Halep saldırısı, SDG’yi askeri olarak yenmeye yönelik bir hamle değil; siyasal olarak geriletmeyi hedefleyen kontrollü bir şiddet operasyonu olarak okunmalıdır. Burada asıl mesele İsrail’in ya da tekil aktörlerin tutumundan çok, emperyalizmle uyumlu, halkların iradesini dışlayan ve zor yoluyla dayatılan bu “çözümün” Suriye halklarına kabul ettirilmek istenmesidir.

Devrimci Hareket

9 Ocak 2026

  • Ana Sayfa
  • Dergi Arşivi
  • İletişim
devrimcih@yahoo.com

© 2019 Emperyalizme ve Oligarşiye Karşı Devrimci Hareket Dergisi

No Result
View All Result
  • Gündem
  • Makaleler
    • Emperyalizm ve Dünya
    • Emek Hareketi
    • Ulusal Sorun
    • Bilim & Felsefe
    • Tarım Sorunu
    • Kadın Mücadelesi
    • Kültür & Sanat
    • Çevre Sorunu
    • Sağlık
    • Eğitim
  • Temel Tezler
  • Doğru Yerden Öğrenelim
  • Devrimci Kişilik
  • Hareket’e katıl!

© 2019 Emperyalizme ve Oligarşiye Karşı Devrimci Hareket Dergisi