İran’a yönelik ABD eksenli saldırı sonrasında bir kez daha sınıf bilinci yoksunluğunun nasıl bir kafa karışıklığına ve hatta yedeklenmeye sebep olduğunu gördük.
Kimi kendi yanılgısını üretti; kimisi, ülke dışında yaşayan ve asgari ahlaki normlara dahi sahip olmayan bazı İranlıların ellerinde ABD veya Şah döneminin bayraklarıyla dans etmesini ölçü aldı; kimi Hamaney’in katledilmesini kişiselleştirdi; kimileri de bu saldırıdan özgürleşme umudu çıkardı ve buna uygun hazırlıklar yaptı.
Bu algı yönetimi, bilgi kirliliği ve kafa karışıklıkları karşısında sınıfsal bakışın gereğini ve önemini 10 soruda değerlendirdik.
Soru-1: ABD’nin İran’a yönelik saldırısı nasıl tanımlanmalıdır; bu bir “özgürleştirme müdahalesi” midir, yoksa emperyalist bir saldırı mıdır?
Yanıt: Bugüne kadar olan mücadeleler tarihi, teorik ve pratik birikim göstermektedir ki bu tür askeri müdahaleleri değerlendirirken yapılması gereken ilk şey, olayları devletlerin söylemleri üzerinden değil, küresel kapitalist sistemin çıkar ilişkileri üzerinden analiz etmektir.
ABD’nin, İngiltere’yi, İsaril’i ve Körfez’deki işbirlikçilerini de içine alan İran’a yönelik saldırısı da bu açıdan bakıldığında bir “özgürleştirme operasyonu” değil, emperyalist sistemin küresel hegemonya ve paylaşım mücadelesi kapsamında bölgesel hâkimiyetini sürdürme amacı taşıyan bir müdahaledir. Emperyalist güçler, tarihsel olarak askeri müdahalelerini çoğu zaman “demokrasi”, “insan hakları” veya “halkları kurtarma” söylemleriyle meşrulaştırmaya çalışırlar. Ancak bu söylemler çoğu zaman ideolojik bir örtü işlevi görür.
Küresel kapitalist düzen içerisinde emperyalist güçlerin askeri hamleleri çoğunlukla enerji kaynaklarının kontrolü, stratejik bölgelerin denetimi, ticaret yollarının güvenliği ve sermaye birikim süreçlerinin korunması gibi çıkarlarla bağlantılıdır. Bu nedenle emperyalist müdahaleler, hedef ülkedeki emekçi sınıfların özgürleşmesine değil; çoğu zaman daha ağır yıkım, istikrarsızlık ve bağımlılık ilişkilerine yol açar.
Bu gerçeklik, hedef ülkedeki siyasal rejimin niteliğinden bağımsızdır. Bir ülkede otoriter, gerici ya da faşist bir yönetimin varlığı, o ülkeye yönelik dış askeri müdahaleyi “özgürleştirici” hâle getirmez. Aksine emperyalist müdahale, o toplumun kendi iç dinamikleriyle gelişebilecek toplumsal dönüşüm olanaklarını da çoğu zaman tahrip eder.
Soru-2: Emperyalist bir askeri müdahale karşısında nasıl bir tutum alınmalıdır? Böyle bir saldırı yalnızca hedef alınan ülkeyi mi ilgilendirir, yoksa daha geniş bir siyasal ve sınıfsal anlam mı taşır?
Yanıt: Emperyalist askeri müdahaleler hiçbir zaman yalnızca iki devlet arasındaki dar bir çatışma olarak ele alınamaz. Bu tür saldırılar, küresel kapitalist sistem içerisindeki güç ilişkilerinin, hegemonya mücadelelerinin ve paylaşım savaşlarının bir parçası olarak ortaya çıkar.
ABD’nin İran’a yönelik saldırısı da bu bağlamda değerlendirilmelidir. Bu saldırı yalnızca belirli bir ülkenin siyasal yapısına yönelik bir müdahale değil; aynı zamanda Ortadoğu’nun jeopolitik dengelerini yeniden şekillendirme, enerji kaynakları ve stratejik geçiş yolları üzerindeki denetimi güçlendirme ve bölgesel güç ilişkilerini kendi lehine düzenleme girişimidir. Bu nedenle emperyalist müdahale, hedef aldığı ülkeyle sınırlı kalmayan, bütün bölge halklarını ve dünya emekçi sınıflarını etkileyen sonuçlar üretir.
Tarihsel deneyimler, emperyalist müdahalelerin çoğu zaman geniş çaplı yıkım, kitlesel göç ve uzun süreli istikrarsızlık yarattığını göstermektedir. Bu süreçler ise yalnızca askeri değil aynı zamanda ekonomik ve siyasal bağımlılık ilişkilerini derinleştirerek yeni bir sömürü düzeninin kurulmasına zemin hazırlar. Ortadoğu’da son on yıllarda yaşanan birçok savaş ve müdahale bu gerçeği açık biçimde ortaya koymuştur.
Bu nedenle emperyalist bir saldırı karşısında alınacak tutum, meseleyi devletler arası bir güç mücadelesi olarak değil; küresel kapitalist sistemin savaş politikalarının bir sonucu olarak değerlendiren sınıfsal bir bakış açısına dayanmalıdır. Emperyalist müdahalenin teşhiri ve reddi, yalnızca hedef alınan ülkenin değil, bölge halklarının ve dünya emekçi sınıflarının ortak çıkarlarının savunulması anlamına gelir.
Soru-3: Emperyalist müdahaleler gerçekten “demokrasi”, “özgürlük” ve “insan hakları” getirebilir mi?
Yanıt: Emperyalist güçler askeri müdahalelerini çoğu zaman “demokrasi”, “insan hakları” ve “özgürlük” söylemleriyle meşrulaştırmaya çalışırlar. Ancak tarihsel deneyimler, bu söylemin çoğu zaman ideolojik bir meşrulaştırma aracından ibaret olduğunu göstermektedir.
Kapitalist-emperyalist sistem içerisinde askeri müdahalelerin temel amacı, halkların demokratik haklarını genişletmek değil; jeopolitik üstünlüğü pekiştirmek, stratejik bölgeleri kontrol altına almak ve sermaye birikim süreçlerini güvence altına almaktır. Bu nedenle emperyalist müdahalelerin sonucunda ortaya çıkan tablo, çoğu zaman sorunları daha da derinleştiren nitelikte olmuştur.
Son on yıllarda Ortadoğu ve çevresinde yaşanan birçok askeri müdahale, bu gerçeği açık biçimde ortaya koymuştur. Bu müdahalelerin ardından ortaya çıkan tablo; derinleşen toplumsal krizler, büyüyen yoksulluk ve genişleyen çatışma alanlarıdır. Emperyalist güçlerin “özgürleştirme” iddiası ile sahadaki gerçeklik arasındaki mesafe, bu deneyimlerde açıkça görülmektedir.
Bu nedenle sınıfsal bakış açısı, emperyalist müdahalelerin söylemlerine değil, ortaya çıkardığı maddi sonuçlara bakarak değerlendirme yapar. Bu değerlendirme ise açık biçimde göstermektedir ki emperyalist askeri müdahaleler, halkların özgürleşmesinin değil; küresel kapitalist sistem içerisindeki güç ve çıkar ilişkilerinin bir aracıdır.
Soru-4: Emperyalist saldırılar karşısında emekçi sınıfların ve ilerici güçlerin tutumu ne olmalıdır? Anti emperyalizm ve enternasyonalizm bu noktada nasıl bir işlev taşır?
Yanıt: Emperyalist saldırılar karşısında emekçi sınıfların tutumu, ulusal ya da devlet merkezli değil; sınıfsal ve enternasyonalist bir perspektife dayanmalıdır. Çünkü emperyalist savaşlar, esas olarak küresel kapitalist sistem içerisindeki egemen sınıfların çıkarlarını koruma ve genişletme amacı taşır. Bu savaşların bedelini ise çoğu zaman farklı ülkelerde yaşayan emekçi sınıflar öder.
Bu nedenle anti emperyalizm, yalnızca belirli bir ülkenin savunulması anlamına gelmez. Anti-emperyalizm, emperyalist müdahalelere ve savaş politikalarına karşı halkların kendi kaderini tayin hakkını savunan, uluslararası emekçi dayanışmasını esas alan bir politik tutumu ifade eder.
Enternasyonalist bir bakış açısı, farklı ülkelerdeki emekçi sınıfların çıkarlarının ortak olduğu gerçekliğinin altını çizer. Emperyalist saldırılar karşısında savunulması gereken şey, devletlerin ya da egemen sınıfların çıkarları değil; savaşın yıkımına maruz kalan halkların ve emekçi sınıfların ortak çıkarlarıdır.
Bu nedenle sınıfsal bir anti-emperyalist tutum, emperyalist müdahalelere karşı açık ve net bir karşı duruş sergilerken, aynı zamanda dünya halklarının eşitlik, özgürlük ve kendi kaderlerini belirleme hakkını savunur. Bu tutum, emekçi sınıfların uluslararası dayanışmasını güçlendirmeyi ve savaş politikalarına karşı ortak bir mücadele hattı oluşturmayı hedefler.
Soru-5: Emperyalist saldırı dönemlerinde ortaya çıkan algı yönetimi ve bilgi kirliliği karşısında Marksist bakışın önemi nedir?
Yanıt: Emperyalist saldırı ve savaş dönemleri, yalnızca askeri çatışmaların değil aynı zamanda yoğun bir ideolojik mücadelenin yaşandığı dönemlerdir. Bu süreçlerde medya, siyasal propaganda ve çeşitli ideolojik aygıtlar aracılığıyla geniş çaplı bir algı üretimi ve yönlendirme faaliyeti yürütülür. Amaç, emperyalist müdahaleyi meşrulaştırmak, savaş politikalarını normalleştirmek ve toplumların zihninde bu müdahalelere rıza üretmektir.
Bu tür dönemlerde Marksist bakış açısı, olayların görünürdeki gerekçeleri ile gerçek nedenleri arasındaki farkı ortaya koyan bir turnusol işlevi görür. Marksist analiz, siyasal söylemlerin yüzeyinde kalan açıklamalarla yetinmez; bu söylemlerin arkasındaki sınıfsal çıkarları, ekonomik ilişkileri ve güç dengelerini açığa çıkarmayı hedefler.
Tam da bu bağlamda Marksist yöntem, savaş dönemlerinde yaygınlaşan yanılsamaların ve ideolojik manipülasyonların karşısında bir antitez niteliği taşır.
Bu yaklaşım, emperyalist müdahalelerin gerçek niteliğini görünür kılarken aynı zamanda ortaya çıkan kafa karışıklıklarının aşılmasına da yardımcı olur. Çünkü sınıfsal analiz, karmaşık görünen siyasal gelişmelerin arkasındaki temel dinamikleri açığa çıkararak, emekçi sınıfların çıkarları açısından tutarlı ve bağımsız bir politik tutum geliştirilmesine imkân sağlar.
Soru-6: Emperyalist saldırılar karşısında ortaya çıkan “iki tarafa da karşıyız” ya da “tarafsız kalalım” yaklaşımı neden çoğu zaman yanıltıcıdır?
Yanıt: Emperyalist saldırı dönemlerinde sıkça karşılaşılan tutumlardan biri, çatışmayı yalnızca iki devlet arasındaki bir güç mücadelesi olarak görüp her iki tarafa da eşit mesafede durma iddiasıdır. İlk bakışta dengeli ve eleştirel bir tutum gibi görünen bu yaklaşım, çoğu zaman somut durumun gerçek niteliğini gözden kaçırır.
Marksist analiz açısından mesele, soyut bir “iki taraf” meselesi değildir. Emperyalist saldırı söz konusu olduğunda ortada yalnızca iki devlet değil; küresel kapitalist sistem içerisinde hegemonya kurmaya çalışan emperyalist güçler ve bu güçlerin müdahalesine maruz kalan toplumlar vardır. Bu nedenle çatışmanın niteliğini doğru kavrayabilmek için güç ilişkilerini ve saldırının yönünü doğru tespit etmek gerekir.
“Her iki tarafa da eşit mesafede durma” iddiası, çoğu zaman bu temel farkı görünmez hale getirir. Bu durum ise pratikte emperyalist müdahalenin yarattığı yıkımın ve eşitsiz güç ilişkilerinin üzerini örtebilir. Çünkü emperyalist bir saldırı ile bu saldırıya maruz kalan bir ülkenin aynı düzlemde ele alınması, saldırının tarihsel ve yapısal bağlamını gölgede bırakan bir sonuç doğurur.
Sınıfsal bakış açısı ise soyut bir tarafsızlığa değil, somut durumun analizine dayanır. Emperyalist saldırı karşısında net bir anti emperyalist tutum almak, herhangi bir devletin siyasal rejimini ya da egemen sınıflarını desteklemek anlamına gelmez. Bu tutumun temelinde, emperyalist savaş politikalarının halklar üzerindeki yıkıcı sonuçlarına karşı çıkmak ve emekçi sınıfların çıkarlarını savunmak vardır.
Bu bağlamda Marksist yaklaşım, hem emperyalist müdahaleyi açık biçimde teşhir etmeyi hem de savaşın yarattığı yanılsamaların ve dengeci yaklaşımların ötesine geçerek bağımsız bir sınıfsal tutum geliştirmeyi gerektirir.
Soru-7: Emperyalist müdahaleler karşısında bazı muhalif veya ulusal hareketlerin bu müdahaleleri “özgürleşme fırsatı” olarak görmesi nasıl açıklanabilir?
Yanıt: Emperyalist müdahale dönemlerinde kimi siyasal hareketlerin veya muhalif çevrelerin dış güçlerin müdahalesini bir “özgürleşme fırsatı” olarak değerlendirdiği görülmektedir. Bu durum genellikle uzun süreli siyasal baskı koşulları, güç dengelerindeki eşitsizlikler ve iç politikada değişim kanallarının tıkanması gibi faktörlerle ilişkilidir.
Ne var ki tarihsel deneyimler, emperyalist güçlere dayanarak yürütülen özgürleşme stratejilerinin ciddi yanılgılar ve riskler taşıdığını göstermektedir. Emperyalist devletler uluslararası ilişkilerde ilkesel olarak halkların özgürlüğünü değil, kendi jeopolitik ve ekonomik çıkarlarını esas alırlar. Bu nedenle kurulan ilişkiler çoğu zaman eşit bir dayanışma değil, bağımlılık ilişkisi üretir.
Marksist bakış açısından, ulusal ya da demokratik talepler taşıyan hareketlerin meşruiyeti ile bu hareketlerin stratejik yönelimi iki farklı mesele olarak ele alınır. Bir halkın demokratik haklar ve eşitlik talepleri meşru olabilir; ancak bu taleplerin emperyalist güçlerin müdahalelerine dayanarak gerçekleştirilmesi çoğu zaman hareketin bağımsızlığını zayıflatır ve mücadeleyi söz konusu güçlerin bölgesel hesaplarının bir parçası haline getirebilir.
Bu nedenle enternasyonalist ve anti emperyalist yaklaşım, halkların özgürlük ve eşitlik taleplerini savunurken aynı zamanda bu mücadelelerin emperyalist güçlerin stratejik araçlarına dönüşmemesi gerektiğini vurgular. Gerçek ve kalıcı özgürleşme, dış askeri müdahalelerden değil; halkların kendi toplumsal güçlerine ve bölgesel dayanışmasına dayanan mücadele süreçlerinden doğabilir.
Soru-8: Emperyalist müdahaleler neden çoğu zaman bölgesel çatışmaları derinleştirir ve yeni bağımlılık ilişkileri yaratır?
Yanıt: Emperyalist müdahaleler, hedef ülkelerdeki siyasal ve toplumsal dengeleri köklü biçimde etkiler. Müdahale, yalnızca askeri bir operasyon değildir; aynı zamanda ekonomik, siyasi ve toplumsal alanlarda yeni bağımlılık ve kontrol mekanizmaları yaratır. Bu süreç, bölgedeki güç dengesini emperyalist odakların lehine kaydırır ve çatışmaları derinleştirir.
Emperyalist güçler genellikle bu süreçleri kendi stratejik çıkarları doğrultusunda yönetir; enerji kaynaklarının, ticaret yollarının ve bölgesel nüfuz alanlarının denetimi pekiştirilir. Ve sonuçta müdahaleye maruz kalan toplumlar yalnızca askeri yıkıma değil, ekonomik ve siyasi bağımlılığın kalıcı biçimlerine de tabi olur.
Sınıfsal bakış açısından bu tablo, emperyalist müdahalelerin sadece hedef ülkelerde değil, bütün bölgedeki emekçi sınıfların çıkarlarını tehdit ettiğini gösterir. Bu nedenle anti-emperyalist ve enternasyonalist bir tutum, saldırının sadece anlık etkilerini değil, uzun vadeli yapısal sonuçlarını da hesaba katarak mücadele hattını belirler.
Soru-9: Emperyalist saldırılar karşısında emekçi sınıflar ve ilerici hareketler hangi politik tutumu geliştirmelidir?
Yanıt: Emperyalist müdahaleler karşısında emekçi sınıflar ve ilerici hareketlerin politik tutumu, bağımsız, sınıfsal ve enternasyonalist bir hattı esas almalıdır. Bu tutum, ne emperyalist saldırıyı meşrulaştırmayı ne de saldırıya uğrayan devletin egemen sınıflarını otomatik olarak savunmayı içerir. Temel hedef, emekçi sınıfların çıkarlarını ve halkların kendi kaderini tayin hakkını savunmaktır.
Tarihsel deneyimler bu yaklaşımın önemini açıkça göstermektedir. Örneğin 1980’lerin sonlarında Latin Amerika’da birçok sosyalist ve ilerici hareket, ABD destekli askeri müdahalelere karşı net bir anti-emperyalist tutum alırken, aynı zamanda yerel halkın kendi örgütlenme ve özgürleşme süreçlerine saygı gösterdi Bu hareketler, saldırgan emperyalist güçleri teşhir ederken, bağımsız politik hatlarını korumuş ve emekçi sınıfların çıkarlarını savunmuşlardır. Bu örnekler, sınıfsal ve enternasyonalist bakışın yalnızca teorik değil, pratikte de saldırılara karşı etkili bir tutum geliştirdiğini gösterir. Böylece hem saldırının gerçek niteliğini açığa çıkarmış hem de halkların bağımsız örgütlenmesine alan bırakmışlardır.
Sınıfsal bakış açısından bu tür bir tutum, geçici taktiklerle veya dış güçlere dayanarak “özgürleşme” arama yanılgısına düşmemeyi garanti eder. Aynı zamanda enternasyonalist dayanışma, farklı ülkelerdeki emekçi sınıfların çıkarlarının ortak olduğunu ve emperyalist müdahalelerin bu çıkarları tehdit ettiğini vurgular. Böylece pratik politika, hem saldırıya karşı net bir duruş sergiler hem de uzun vadeli toplumsal özgürleşme hedeflerini gözden kaçırmaz.
Soru-10: Emperyalist müdahaleler ve bölgesel çatışmalar karşısında sınıfsal ve enternasyonalist bakışın önemi nedir ve bu bakış nasıl pratiğe dönüştürülebilir?
Yanıt: Sınıfsal ve enternasyonalist bakış, emperyalist müdahalelerin gerçek niteliğini görmek, yanılsamaları ve propaganda manipülasyonlarını açığa çıkarmak ve emekçi sınıfların çıkarlarını savunmak açısından hayati öneme sahiptir. Bu yaklaşım, çatışmaları yalnızca devletler arası bir güç mücadelesi olarak görmeyi reddeder ve halkların kendi kaderlerini tayin etme hakkını merkeze koyar.
Pratiğe dönüştürüldüğünde, tarif ettiğimiz bakış, şu ilkeleri içerir:
*Net anti-emperyalist tutum: Emperyalist müdahalelere karşı açık ve kararlı duruş sergilemek, ideolojik yanılsamalara kapılmamak.
*Bağımsız politik hat: Dış güçlere yaslanmadan, kendi toplumsal güç ve örgütlenme kapasitesine dayalı mücadele hattı geliştirmek.
*Enternasyonalist dayanışma: Farklı ülkelerdeki emekçi sınıfların çıkarlarının ortak olduğunu kabul etmek ve bu çıkarlar doğrultusunda dayanışmayı güçlendirmek.
*Tarihsel ve yapısal analiz: Müdahalelerin kısa vadeli etkileri kadar uzun vadeli ekonomik ve siyasi sonuçlarını da göz önünde bulundurmak.
Tarihsel örnekler, bu bakış açısının pratikte başarıyla uygulanabildiğini göstermektedir. Emekçi ve ilerici hareketler, dış müdahalelere karşı net bir duruş sergilerken kendi toplumsal süreçlerini savunmuş, halkların özgürleşmesine katkıda bulunmuş ve uzun vadeli bağımsız mücadele zemini yaratmışlardır.
Sonuç olarak sınıfsal ve enternasyonalist bakış, emperyalist savaşlar ve müdahaleler karşısında yanlış anlamalara, yanılsamalara ve “dengeci” yaklaşımlara karşı turnusol işlevi görür. Bu sınıfsal ve enternasyonalist bakış olmadan, halkların özgürlük ve eşitlik mücadelesi ciddi tehlikeler altında kalır.
Devrimci Hareket
5 Mart 2026