2026 1 Mayıs’ında ezilenlerin hemen tüm kesimlerinden binlerce insan sokağa çıkarak, sorunlarını dile getirirken, bir kez daha değerlerine bağlılığını ve geleceğe dair umudunu ortaya koydu.
1 Mayıs’ın ardından şimdi günün anlamını, kararlığını ve ısrarını hayatın tüm kesitlerine taşıma ve yayma zamanı. Şimdi kötülüğü olduğu kadar güzelliği/alternatifi görünür kılma zamanı. 4 Mayıs’ta Fikri Sönmez olma, 6 Mayıs’ta Deniz olma zamanı. 9 Mayıs’ta faşizmin yenilgisini anımsama ve bugüne taşıma zamanı. Hiçbir parçanın bütünden kopuk olmadığı bir birleşik duruşu gerçekleştirme zamanı. Ve hemen tüm sorunlarla ilişkili olarak emek-sermaye çelişmesinde emeğin kazanımlarını korumaya ve büyüterek özgürlüğe taşıma zamanı.
Bugün düşülecek en büyük hata demokratik adımları sermaye iktidarının gerçekleştirmesini beklemek ise diğer bir hata iktidar içi çelişmeleri abartarak kendiliğinden sonuç beklemektir. 1 Mayıs, aynı zamanda iradedir; geleceği bugünden inşa etme bilincidir. Bu nedenle bir güne sığmaz ve bu nedenle yalnızca kutlama, yalnızca anma değil aynı zamanda Fatsa gibi, Tariş gibi, Yeni Çeltek gibi ütopya öngörülü bir mücadeledir. Fikri Sönmez‘in hem anılması hem de yaşatılmasıdır.
1 Mayıs’tan 4 Mayıs’a; Fikri’ye, Fatsa’ya…
4 Mayıs 1985, Fikri Sönmez’in ölümsüzlüğe adım attığı tarihtir. Onu anmak bir yanıyla da doğru anlamaktır. Fikri Sönmez, gıdasını Devrimci Yol’dan almış bir maestrodur. Fatsa gibi bir üretim için Devrimci Yol da Fikri de Fatsa halkı da gereklidir. Birini diğerinden ayırarak tartışmak, birbirinden koparmak doğru ve gerekli değildir.
Bu bağlamda, yıllar sonrasında bugün Fikri’nin Devrimci Yolculuğunu tartışma konusu yapmak, meseleye eksik ve hatta sorunlu bakmaktır. Evet Fikri’nin Devrimci Yol’u önceleyen geçmişi de vardı, kişisel nitelikleri de. Örneğin o etnik bağı itibariyle Gürcü’dir, yaşadığı yöreyle yoğrulmuştur. Burjuva partilere oy veren kesimleri etkileyecek denli kapsayıcı, inandırıcı, yaşamında tutarlı ve samimidir. Bu nitelikleri aldığı oy oranında da üstlendiği sorumluluğu yerine getirme sürecinde de etkili olmuştur. Ancak tüm bunların üzerinde yer alan, onu gönüllere, akıllara yerleştiren ve devamında ölümsüzleştiren bir kimliği vardır. O Fatsa’nın mimarlarından Devrimci Yolcu Fikri Sönmez’dir.
Fikri Sönmez, THKP-C’den Devrimci Yol’a uzanan bir kesintisizliktir; Türkiye’nin Marksizminin güvencesi sayılan kadrolardandır.
Muhtarlığı, yerelliği, belediyeyi başlı başına bir güzellik/olumluluk zannedenlere, sınıfsal bağlamdan kopuk ele alanlara Fikri Sönmez, savunmasıyla ders veriyor. Muhtarlığı ve belediyeyi kazananların, halktan aldıkları bu yetkiyi nasıl kötüye kullandıklarını soygun düzenini her yerelde nasıl yeniden ürettiklerini anlatıyor, teşhir ediyor.
Fatsa’da evet belediye kazanılmıştır ama Fatsa, belediyecilik değildir. Fikri de mahkemede belediyecilikten değil Direniş Komiteleri ile beraber ortaya çıkarılan halk iktidarı menzilli pratikten dolayı yargılanmıştır.
Fatsa; ne Ovacık, ne Dersim, ne Fındıklı ne Hopa’dır; ne de Sur’dur. Fikri Sönmez de ne Maçoğlu’dur, ne de kimilerinin yaptığı zorlama benzetmelerdeki gibi Vedat Dalokay veya Ahmet İsvan’dir.
Fatsa bir ütopyadır
Ütopyayı “olmayan yer” veya “hayal” diye basitleştirmemeli. Fatsa, Devrimci Yolcuların gelecek tasavvurudur; mümkünün kıyısıdır, düzen ve gelecek eleştirisidir. Derslerle dolu bir ütopyadır.
Pek çok konuda olduğu gibi Fatsa anlatıldığında, herkesin bir Fatsa’sının olduğunu görüyoruz. Bu, bir yere kadar anlaşılır bir durum hatta bir zenginliktir ama bir yerden sonra öznelliğe, bağ kopmasına ve yabancılaşmaya kadar varan bir durumdur.
Belgesel çekerken, belge aktarırken, geçmiş değerlendirmesi yaparken sıkça karşılaştığımız bir olgudur; öznellik ve hatta keyfiyet gerçekliği baskılıyor ve anlatıcı, kendi Fatsa’sını, kendi Cevahir’ini kendi Devrimci Yol’unu veya kendi kendini anlatıyor. Olgunun üzerinden vakit geçtikçe sözünü ettiğimiz farklılaşma ve uzaklaşma açısı büyüyor. Bu nedenle tarih anlatımı, herkesin işi olmamalıdır. Bu bir gösteri ve tatmin alanı değil önemli bir sorumluluktur.
Kişinin bizzat süreci yaşamış olmasının dahi ileride bunu doğru/objektif aktaracağının, isabetli biçimde yorumlayacağının göstergesi değildir. Örneğin Ertuğrul Kürkçü‘nün Kızıldere için söylediği “Kürtlerin özgürlük mücadelesinin neredeyse 40 yılı bulan son dönemi boyunca Kurdistan’da (hem Bakur hem Rojava’da) her hafta, her ay adsız Kürt gençlerinin kahramanı oldukları Kızıldereler yaşanıyor” biçimindeki ifade Kızıldere’nin belirli sayıda insanın ölümüne indirgenmesi bağlamında nasıl yanlış değerlendirildiğini gösteriyor. Dolayısıyla da 30 Mart’ta o gün orada olsa da Ertuğrul Kürkçü’nün Kızıldere’nin ne olduğunu bilmediğini ya da bildiği halde doğru anlatmadığını, çarpıttığını gösteriyor. İşte tam da bu bağlamda ve ideolojik politik devamlılık anlamında THKP-C ve Mahir Çayan ile hiçbir bağı kalmamış olan Kürkçü için Öcalan, “Mahir Çayan’ın emanetini HDP’ye teslim ediyorum” demişti…
Konumuz Fatsa. Biz kimiz; neden yürüyüş yolumuzun bir etabında Fatsa oluştu; bu bir tesadüf müdür? Fatsa nedir?
Fatsa şapkadan çıkmış bir tavşan değildir; geçmişi de vardır geleceği de. Ama bu kesinlikle körün fili tarifi anlamında bir keyfiyet izin vermez. Bu anlama gelmez. Fatsa, mücadele diyalektiğidir. Mücadeleyi halklaştırmak, Brecht’in “bugün yarına dünden beslenerek yol alır” demesi gibi yarını bugünden kurmaktır. Bu cümlede “Venseremos” izi vardır. Veya şarkıdaki gibi “Yeniden kurulacak bir ülkeyi aşkla örmek” vardır.
Mutlaka başka benzerlikler de kurulabilir ama düşülmemesi gereken temel hatalardan biri Fatsa’yı “belediyeciliğe” Fikri’yi de bir belediye başkanına indirgemektir.
Fatsa’da belediyenin kazanılması sonucu Fikri Sönmez belediye başkanı olmuştur. Yani Fatsa’da belediyecilik söz konusudur ama Fatsa’yı belediyeciliğe indirgemek, belediyeden ibaret görmek olup biteni çok eksik bırakır, anlaşılmaz kılar.
Bu yanılgıların temel nedeni sınıfsal bakış eksiğidir. Sınıfı doğru tanımlamak, doğru yerde aramak ve değerlerindeki devamlılık bağını sürdürmek yalnızca günü değil geleceği de kazanmanın sigortasıdır.
Tarihsel materyalizmin gereği ileri doğru akan toplumsal süreçlerin kitle gücü de motivasyon ve değerleri de sınıfsal bir toplam içerir. Bugün bu sınıfsallığın gerektirdiği birleşik güç, öznelliğe ve dar grup hesaplarıyla malul saflaşmalara kurban edilmediğinde, görülecektir ki sınıf karşıtlarımız bir avuç, biz milyonlarız ve başka bir dünya sanıldığından da mümkün ve yakındır.
Devrimci Hareket
4 Nisan 2026