Hegemonya ve yayılmacılık demek olan emperyalizm, asimilasyon ve ehlileştirmeyi de içerir. Bu tekleşme demektir. Faşizm, bunun en sert ve hoyrat biçimlerde ülke koşullarına göre yeniden üretilmesidir.
Faşizm, yalnızca açık, katı şiddet demek değildir; tek tip insan, tek tip yaşam biçiminin dayatılmasıdır; insanın, sermayenin ihtiyaçları paralelinde biçimlendirilmesi çabasıdır. Medya da kültür ve sanat da bu amaç için kullanılır; insanın yaşam tercihleri, estetik beğenileri ve inanç eğilimi yönlendirilerek biat, kanaatkârlık ve teslimiyet amaçlanır.
Tarihten güncelliğe faşizmin dili de yöntemleri de benzerdir. Nazilerin propaganda (veya yalan) bakanı Goebbels, “Size karşı yapılan suçlamaları görmeyecek ve duymayacaksınız. O yalancılar için gerekenler bağımsız Alman yargısı tarafından yapılacak ve cezasını bulacaktır” der.
Emperyalizmin güncel hegemonik yönelimi ve faşizmin güncellenmiş özeti, “ya bizdensin ya karşı taraftan” biçimindedir. Faşizm, tekelci sermayenin egemenlik tercihinde sıfır toleranstır; tavizlere, farklara ve gecikmelere tahammülsüzlüktür; sınıfsal çelişmenin dolayısıyla da mücadelenin en açık biçimlerde seyretmesidir.
Emperyalizmin dünyayı, faşizmin ülkeyi hücrelerine kadar şekillendirme çabasına tanık oluyoruz. Sanatçılara, avukatlara, gazetecilere vb. halkın hemen her kesiminden muhaliflere yargı diye tanımladığı ilişkileri eliyle ömürlük hapis cezaları veriliyor. İktidarın çizdiği sınırın dışına çıkanlar polis tehdidiyle, işkence ve kötü muameleyle, soruşturma ve davalarlar muhatap ediliyor.
Mustafa Koçak için adalet!
Faşizm, toplumun terörize edilmesidir. Bunun bir yanını polis şiddeti, diğer yanını yargının sopa gibi kullanılması ve etkisizleştirilmek istenen herkesin, her duruşun kriminalize edilmesi oluşturur. Suskun ve teslim alınmış bir toplum, faşizmin sisteme yönelik her türlü tehdidi köklü biçimde bastırma/önleme amacıyla ilintilidir.
Bir iftiracının yalan beyanı nedeniyle hukuksuz biçimde ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilen ve iki senedir hapishanede tutulan Mustafa Koçak, adil yargılanma talebiyle 252 gündür ölüm orucunda. Somut bir delil olmamasına rağmen adil yargılama hakkı elinden alınan Koçak, bu hukuksuz kararı protesto etmek için tutuklu bulunduğu Şakran 2 Nolu T Tipi Cezaevi’nde 3 Temmuz’da başlattığı açlık grevini 90. gününde ölüm orucuna çevirmişti.
Mustafa Koçak’ın yaşadığı adaletsizlik basittir; sadece bir iftiracının-gizli tanığın yalan ifadelerine dayanarak verilen ağırlaştırılmış müebbet kararı kamuoyuna yönelik bir tehdit niteliği de taşımakta, delil ve kanıt olmadan ömürlük hapis cezalarının verileceğinin mesajı iletilmektedir.
Hukuksuzluk faşizmin hukukudur
Faşizm, basın-yayın, propaganda, kültür-sanat etkinliklerini hedef alır, kontrolüne geçirir; sansür de çeşitlenmiş saldırı ve yasaklar da bu doğrultuda geliştirilir. Kitle psikolojisi, faşizmin en temel ilgi alanlarından biridir. Bu nedenle fikri dünyanın dolayısıyla basının ve sanatın yönlendirilmesi, yandaşlaştırılamayanın etkisizleştirilmesi temel önemdedir.
Bu anlamda Grup Yorum üyeleri Helin Bölek, İbrahim Gökçek ve devrimci tutsaklar Didem Akman ve Özgür Karakaya’nın adalet ve özgürce sanat yapabilmek için gerçekleştirdikleri ölüm orucu ülkede engellenmeden sanat faaliyetinde bulunmanın bile bir mücadele alanı olduğunu göstermiştir.
Yine tutuklu Halkın Hukuk Bürosu avukatları 3 Şubat tarihinden bu yana yargılamalardaki hak ihlallerinin ortadan kaldırılması ve müvekkillerinin talepleri için açlık grevindeler.
Aynı şekilde gazetecilik faaliyeti yürüttükleri için Oda Tv’den Barış Terkoğlu ve Barış Pehlivan, YDH’den Alptekin Dursunoğlu, Yeni Yaşam’dan Aydın ve Ferhat Çelik ile Yeniçağ yazarı Murat Ağırel de geçtiğimiz günlerde tutuklanarak hapishaneye konuldu.
Bilinir ki hukuk siyasaldır ve yargı da doğası gereği bağımsız değildir. Egemen sınıfların toplumsal yaşamı düzenlemek için koyduğu kurallar yasadır. Ancak egemenler kendi koydukları yasaların da üzerinden atlamaya başladıkları zaman egemenlerin ezilenler üzerindeki baskısı katmerlenmiş demektir. Öyle ki aşamadıkları yönetememe krizinin faturası kendi hukukunu dahi tanımayan saldırılar ile aşılmak istenmektedir.
Ezilenler adalet istiyor
Dünya, 1914’ü anımsatan biçimde gerilmiş durumda; emperyalistler arası yeni güç dengeleri ve yeni bloklaşmalar; çatışmalar eşliğinde yaşanıyor. Dünyadaki bu kapışma ve saflaşma yerel bağlamda ele alındığında, kriz koşullarında tekelleri koruma çabasıyla beraber asıl faturanın halka kesilmek istendiğini söyleyebiliriz. Bunun daha somut ifadesi, yeni hak gaspları, yeni saldırılar, yasal ve anayasal kelepçelerin daha da sıkılması olacaktır.
Yönetemez hale gelen ve meşruiyet krizi yaşayan iktidarın daha da saldırganlaşması, sınıfsal karakteri gereğidir. Saray rejiminin İdlib’deki ucuz kahramanlık fırsatını da kaçırmasının ardından halka söyleyeceği bir yalan veya vaat de kalmamış durumdadır. Bu süreçte elde kalan en verimli araç sopadır.
Bugün “Adalet” içine ezilenlerin tüm sorunlarının sığdırılabildiği kavramlardan biri haline gelmiştir. Adalet talebi Saray rejiminin yıllara yayılan tüm hukuksuzluğunu, çıkardığı ekonomik krizi, ülkeyi sürüklediği savaş hali gibi mücadele başlıklarını kapsar hale gelmiştir. Adalet bugün faşizme karşı demokrasi mücadelesinin parolası ve ezilenlerin ortak mücadelesinin temel sloganlarındandır.
Baskı, korku ve şiddet devlet eliyle ne denli büyütülürse büyütülsün, karşısında umudu elden bırakmayan, cesareti ve zafere olan inancı büyüten halk öfkesinin olduğu ve Gezi’de ve sonrasında da gördüğümüz gibi çeşitli zamanlarda varlığını hissettirdikleri açıktır. Adalet için bu öfkeye güvenmek ve bunu açığa çıkarmak gerekiyor.
Grup Yorum, Mustafa Koçak, tutuklu gazeteciler; tüm adalet talepleri için, bir taraftan var olanı sahiplenip güç katmak, diğer taraftan nitelik artırıcı müdahaleler eşliğinde, toplumsal nabız ve zafere olan inanç zayıf düşürülmeden mücadelenin sürekliliğini sağlamak ve adalet talebini ortaklaştırmak gerekiyor.
Şimdi ezilenlerin potansiyel gücüne bakarak cesareti kuşanma, halkın örgütlülüğünü ve dayanışmanın çapını büyüterek adaleti koparıp alma zamanıdır.
Devrimci Hareket
10 Mart 2020