İran’a yönelik ABD eksenli saldırının 13. gününde Milli Savunma Bakanlığı tarafından “İran’dan ateşlenip Türk hava sahasına giren bir balistik mühimmat”ın doğu Akdeniz’de konuşlu NATO unsurlarınca etkisiz hale getirildiği açıklaması yapıldı. Daha önce de benzer açıklamalar yapılmış ve ardından Malatya’ya Patriot sistemleri konuşlandırılmış, bu adım ülkenin güvenliği adına atılmış teknik bir savunma önlemi gibi sunulmuştu.
Ne var ki Malatya’daki Kürecik Radar Üssü ve Adana’daki İncirlik Hava Üssü etrafında oluşan askeri ağ birlikte düşünüldüğünde tablo yalnızca bir “savunma önlemi” olarak okunamaz.
Gerçekte bu altyapı, uzun süredir NATO’nun bölgedeki füze savunma sisteminin ve ABD’nin Ortadoğu’daki askeri stratejisinin parçasını oluşturmaktadır
Kürecik’te kurulu radar sistemi NATO’nun füze savunma yapılanmasının erken uyarı unsurlarından biridir. İncirlik ise yalnızca bir hava üssü değil, bölgedeki operasyonların lojistik ve askeri merkezlerinden biri olarak işlev görmektedir. Bu nedenle Patriot bataryalarının gelişi yalnızca Türkiye’nin sınır güvenliği meselesi değildir; aynı zamanda ülkenin emperyalist askeri ağın içinde nasıl konumlandırıldığı gerçekliğini de gündeme getirmektedir.
Türkiye topraklarında bulunan bu askeri altyapı, teknik bir savunma sisteminin ötesinde, bölgesel savaş senaryolarının parçası olan bir stratejik ağın halkalarıdır. Bu gerçeklik, Türkiye’nin güvenliğini artıran bir durumdan çok, ülkeyi bölgesel gerilimlerin ve askeri hesaplaşmaların içine çeken bir konum yaratmaktadır.
Bu savaş iklimi içinde doğru bir duruş ve yön tayini açısından Marksizmin haklı savaş, haksız savaş tanımı, yanılgılara karşı bir sigorta niteliğindedir. Lenin’in dediği gibi “Bir savaşın niteliğini belirleyen şey, kimin başlattığı değil, hangi sınıfın ve hangi tarihsel amaçların çıkarına yürütüldüğüdür.”
Emperyalist askeri ağ ve Türkiye’nin konumu
Anti emperyalist bir perspektifle bakıldığında mesele yalnızca askeri teknoloji ya da güvenlik politikası değildir. NATO’nun kurduğu üsler, radar sistemleri ve füze kalkanları, bölge halklarını değil, emperyalist güçlerin jeopolitik çıkarlarını koruyan bir düzenin parçası olarak rol almaktadır.
Soğuk Savaş döneminden bu yana kurulan askeri üsler, ittifak anlaşmaları ve füze savunma sistemleri, çoğu zaman “kolektif güvenlik” söylemiyle meşrulaştırılmıştır. Ancak pratikte bu yapılar, emperyalist merkezlerin askeri müdahale kapasitesini genişleten ve dünya ölçeğinde güç projeksiyonunu mümkün kılan araçlar olarak kullanılmıştır. Ortadoğu’dan Balkanlara, Kuzey Afrika’dan Orta Asya’ya kadar geniş bir coğrafyada yaşanan müdahaleler bu askeri ağın nasıl çalıştığını açık biçimde göstermektedir.
Bu çerçevede Türkiye, kendi güvenliğini sağlamaktan çok, küresel güç rekabetine bağlı olarak Amerikan emperyalizminin ileri karakollarından biri olarak konumlandırılmaktadır. İncirlik Üssü’nün açıkça savunulmasa da olası rolü, Kürecik’teki radar sistemi ve Patriot bataryalarıyla güçlendirilen mevcut yapı, ülkeyi fiilen savaşın lojistik ve istihbarat ağının bir parçası haline getirmektedir.
Bu nedenle anti emperyalist bir duruşun gereği, bu askeri ağın Türkiye’nin güvenliğini sağladığı iddiasının karşısında durmak ve emperyalist askeri bloklardan bağımsız bir duruşu savunmaktır. Gerçek güvenlik, ülkenin başka güçlerin askeri stratejilerine eklemlenmesiyle değil; bağımsız bir dış politika ve bölge halklarının barış içinde yaşayacağı bir düzenin savunulmasıyla mümkün olabilir.
Savaşın bedelini halklar öder
Daha önce pek çok saldırıda ve bugün İran’da görüldüğü gibi Türkiye toprakları emperyalist güçlerin askeri planlarının parçası haline gelirse bunun bedeli askeri terimlere sığmayacak boyutlarda olacaktır. Bu bedel, doğrudan doğruya emekçi halklara ödettirilecektir.
Savaş politikaları sermaye güçlerinin çıkarlarını korurken, yıkımın ve istikrarsızlığın yükü halkların omuzlarına yüklenir. Emperyalist müdahalelerin yaşandığı her yerde aynı tablo ortaya çıkar. Kentler yıkılır, hem insan hem de doğa katliamı yaşanır, milyonlarca insan yerinden edilir, ekonomik kaynaklar savaş ekonomisine yönlendirilir ve bölge uzun yıllar sürecek bir istikrarsızlık döngüsüne sürüklenir.
Bu nedenle NATO karşıtı ve anti emperyalist bir perspektif, Patriot sistemlerinin konuşlandırılmasını veya üslerin kullanımını yalnızca teknik bir savunma meselesi olarak değil, siyasi bir tercih olarak görür.
Halklar için kalıcı güvenlik, yabancı üslerin ve askeri bağımlılık ilişkilerinin derinleştirilmesiyle değil; ülkenin dış politikasının emperyalist askeri bloklardan arındırılmasıyla mümkün olabilir.
Emperyalist saldırganlığın teşhiri ve anti emperyalist sorumluluk
Bugün Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler yalnızca tekil bir askeri gerilimin sonucu değildir. Emperyalist güçlerin bölgeyi yeniden düzenleme girişimleri, enerji yolları, askeri üsler ve jeopolitik nüfuz alanları üzerinden giderek daha geniş bir çatışma alanı yaratmaktadır.
Bu tarihsel momentte anti-emperyalist bir tutum, her şeyden önce emperyalizmin giderek çeşitlenen ve alanını büyüten saldırganlığını görünür kılmayı ve teşhir etmeyi gerektirir. Savaşların “güvenlik”, “istikrar” ya da “savunma” söylemleriyle meşrulaştırılmasına karşı, bu müdahalelerin ardındaki ekonomik ve jeopolitik çıkarları açığa çıkarmak, anti-emperyalist mücadelenin temel görevlerinden biridir.
Türkiye’nin topraklarının, üslerinin ve askeri altyapısının bu stratejilerin parçası haline getirilmesi yalnızca dış politikaya ilişkin bir tercih değildir. Bu durum aynı zamanda ülkenin egemenliği, halkın güvenliği ve bölge halklarıyla kurulacak ilişkilerin niteliği açısından da belirleyicidir.
Bu nedenle bugün yapılması gereken, emperyalist savaş politikalarının karşısında açık ve net bir tutum almaktır. Türkiye’nin emperyalist askeri planların lojistik ve stratejik bir parçası haline getirilmesine karşı çıkmak, halkların bugünü ve geleceği için olmazsa olmaz önemdedir.
Ortadoğu’da yeni bir savaş dalgasının büyümesine karşı durmak, emperyalist müdahaleleri teşhir etmek ve Türkiye’nin bu savaş politikalarının parçası haline getirilmesine itiraz etmek, bugün anti emperyalist bir tutumun en acil görevleri arasında yer almaktadır.
*İran’da savaşa hayır!
*Emperyalist saldırganlığa hayır!
*Türkiye’nin emperyalist askeri planların parçası haline getirilmesine hayır!
Devrimci Hareket
14 Mart 2026