• Ana Sayfa
  • Ana Sayfa
  • Dergi Arşivi
  • Hareket’e katıl!
  • Hareket’e sor!
  • Haziran
  • İletişim
Cuma, Mart 6, 2026
  • Gündem
  • Makaleler
    • Emperyalizm ve Dünya
    • Emek Hareketi
    • Ulusal Sorun
    • Bilim & Felsefe
    • Tarım Sorunu
    • Kadın Mücadelesi
    • Kültür & Sanat
    • Çevre Sorunu
    • Sağlık
    • Eğitim
  • Temel Tezler
  • Doğru Yerden Öğrenelim
  • Devrimci Kişilik
  • Hareket’e katıl!
No Result
View All Result
Devrimci Hareket
No Result
View All Result

Nasıl bir sosyalizm?

Facebbok'ta PaylaşTwitter'da Paylaş

50 yıldır silinemeyen bir duvar yazısı

Gülümseyen bir afişteki umut tarifi

Tarihin komünal ayak izleri

Bedreddin, Münzer veya bu ülkenin ’71’i

Gezi, Berkin, Medeni ve daha niceleri

Ele ele verip

Önce hak ettiği çöplüğe gönderecekler kapitalizmi

Sonra, ülkenin orta yerine kuracaklar halayı, horonu ve zeybeği…

Arayış ve çalışmalar için ipuçları

Bugün itiraz ve mücadele etmek kadar alternatifin, tam da mücadele edilenle ilinti içinde; neyin, nasıl ve ne ile değiştirilmesi gerektiğinin ortaya konulması, umudun bugünden büyütülmesi ve alternatifin yaşama içerilmesi, hem ruhsal hem de maddi bir ihtiyaçtır.

1980 öncesinde de özellikle reel sosyalizme yönelik eleştirel metinler ortaya konuldu ama ’90’daki çözülme sonrasında yapılan tartışmalar, “Nasıl bir sosyalizm?” bağlamında çok daha ayrıntılı ve çeşitliydi. Sosyalizm sanki özgürlükçü değilmiş gibi “özgürlükçü sosyalizm”den, sosyalizm sanki güler yüzlü ve insani değilmiş gibi “güler yüzlü sosyalizm”den bahsedenler oldu.

Burada tek tek o tartışmalara girmek mümkün değil ama belki ikilemden çok, bu alternatif arayışına omuz vermek, söz konusu arayışı yaşayan bir süreç olarak görüp güçlendirmek/beslemek açısından yeni başlıklar ve içerikler eklemek daha anlamlı olacaktır.

Kapitalizmin durağan değil sürekli olarak güncellenen; sömürü, yağma, yıkım, yabancılaştırma vb. açıdan kapsam büyütüp çeşitlenen niteliği, alternatifin de yıkıcılık, bozuculuk vb. karşısında güncellenmesini gerektiriyor.

Kapitalizm, bir yanıyla da bir yabancılaştırma yani insana ait olanı insandan alma, insanı insanlığından çıkarma sürecidir. Tam da buna bağlı olarak düşünürsek Bebel’in sosyalizmi “insanın yeniden insanlaşma süreci” (Bebel, Kadın ve Sosyalizm) olarak görmesi, sosyalizmden ne anlaşılması gerektiğinin özüdür. Gerçekte bu, niteliği gereği durağan değil, diyalektik ve dinamik bir süreçtir. Çünkü kapitalizm bozmaya, insani özellikleri, değerleri yok etmeye devam ediyor. Bu bağlam içinde Bebel’in ifadesini bugünün bozulmuşluğuna bağlı ihtiyaç oranında ölçü alarak bir değerlendirme yapabiliriz. Ayrıca birbirini tamamlayacak şekilde Fromm‘dan ve Galeano‘dan izleklerle konuyu derinleştirebilir; bu içerikteki arayışlar/çalışmalar için yeni ipuçları oluşturabiliriz.

Bu üç yazara ek olarak, yazının uzamasını göze alarak, Octavio Getino ve Fernando Solanas’ın yönettiği 1968 yapımı bir Arjantin siyasi belgesel filmi olan La Hora de los Hornos‘un konuya dahil edilmesinin meseleyi daha anlaşılır ve estetik kılacağını düşünüyoruz.

Latin Amerika’nın bağımlılık ilişkilerini, kültürel yabancılaşmayı ve halkların kendi kaderlerinin öznesi olma mücadelesini sinemasal bir dille anlatan film, Bebel’in “insanın yeniden insanlaşmasının”, Fromm’un “olmak tanımının” ve Galeano’nun “ezilenlerin kendi hikâyesini yazma çağrısının” bütünlüklü bir görsel ifadesi olarak düşünülebilir. Filmdeki “Tarih, halkların elleriyle yeniden yazılmak zorundadır” sözü, hem sınıf mücadelesinin devrimci özüne hem de bugün ihtiyaç duyulan teorik netliğe işaret eder. Ayrıca, filmin “Kitle kültürü, insanı egemenlerin yarattığı dünyanın nesnesine dönüştürür” cümlesi, yabancılaşmanın bugünkü biçiminin özlü bir ifadesidir.

Bozulmanın/yabancılaşmanın niteliği ve boyutları

*Yüzyıllardır kapsam büyüten ve çeşitlenen yabancılaşma, insanı üretim sürecinden, ürettiği üründen, diğer insanlardan ve bizzat kendi yaratıcı potansiyelinden koparmıştır. Bu, çalışma yaşamındaki akışkanlıktan anlamsız işlere yönelmeye kadar çeşitli biçimlerde kendini gösteriyor. Çalışanların önemli bir kısmı, sadece bir kredi kartı borcu veya kira ödeyen bir “tüketici”ye dönüşmüş durumda.

*İnsan ilişkilerinin hemen her kesitinde gözlenebilen metalaşma, mevcut ilişkileri “beğeni”, “takipçi”, “etkileşim” gibi nicelikle ölçülür hale getirdi. Arkadaşlık, aşk veya dostluk performansla ölçülen ve tüketilen birer ürüne dönüştü. Böylece insan yalnızlaşırken, tarihsel bağlardan, değer üretme ve yaşatma devamlılığından, ahlaki ve kültürel bağlardan koptu. 

*Yabancılaşma ve piyasalaşma “kişisel markalaşma”yı beraberinde getirdi. Piyasa ölçülerinin, kabul ve yaygınlık oranında bir dayatmaya dönüşmesi, insanın kendi benliğini bile bir meta gibi pazarlamasını, sürekli “geliştirmesini” ve satmasını yaygın hale getirdi. Kişinin değeri piyasa değeriyle eşitlendi. Bu, insanın kendisine yabancılaşmasının en üst düzeyidir.

*Hemen her şeyin dijitalleşmesi, 7/24 çalışma yaşamı, “daima ulaşılabilir olma” beklentisi, uyaran bolluğu vb. nedenlerle zaman algısı bozuldu. Bu durum, insanın dinlenme, düşünme ve kendine zaman ayırma ihtiyacını değiştirdi.

*Doğadan kopuş ve yabancılaşma eski bir olgu ancak bugün geldiği boyut, kapitalizmin doğayı bolca tüketilebilecek sınırsız bir kaynak ve hatta çöplük olarak görmesi, insanı doğal çevresinden kopardı. İklim krizi bu kopuşun hem sonucu hem de daha büyük ekolojik felaketlerin habercisidir. 

Kesintisiz mücadele

Kapitalizm, sınıfsal niteliği gereği, yabancılaştırma biçimlerini sürekli yeniden üretir ve dönüştürür. Alternatif olarak sosyalizm anlayışı ve ufku da bu yeni yabancılaştırma biçimlerine karşı sürekli bir “yeniden insanlaşma” cevapları geliştirebilen, dinamik bir süreç olarak anlaşılmalıdır.

Bugünün ihtiyacı, emperyalist kapitalizmin “bozduğu” her şeyi doğru tanımlayıp, sosyalizmi onun panzehiri, yani “insanı insan yapan değerleri geri kazandıran” bir alternatif olarak düşünmek ve devrim perspektifiyle bugünden yarına adım adım inşa etmektir. Sosyalizm, yalnızca ekonomik bir sistem değişikliği değil, kültürel, psikolojik ve varoluşsal dönüşüm projesidir. Çünkü La Hora de los Hornos’ta dikkat çekildiği gibi “Sömürgecilik, insanların yalnızca topraklarını değil, hayal gücünü de işgal eder; mücadele bu işgali geri almaktır.” Hayal gücünü geri kazanmaktır.

Bugün sosyalizme dair yapılan tartışmaların çeşitliliği, sınıf eksenli bakıştan uzaklaşmış “Radikal demokrasi” tartışmalarının yaygınlığı, arayış zeminini daha zorlu hale getiriyor. Dolayısıyla da Marksizmin temel eksenlerinden uzaklaşıldığı oranda kafalar karışıyor.

Tam da bu nedenle, kaynaklar/izlekler önemli hale geliyor. Üretim araçlarının kamulaştırılmasını da bir devrimi de gereksiz gören, meseleyi basit bir komünleşme olarak algılayan sınıf uzlaşmacı teoriler karşında Bebel, Fromm, Galeono gibi kaynaklar çok önemli ve bugün için çok öğretici duruyor.

Günümüzde sosyalizme dair yaşanan teorik kargaşanın merkezindeki en temel ayrım; sosyalizmin, insanın özüne dair radikal bir dönüşüm projesi olarak mı, yoksa yüzeysel, sınıf uzlaşmacı ve sistemi temelden sarsmayan bir dizi “iyileştirme” paketi olarak mı görüleceğidir.

Bugünün soruları için gerçekte devrimcilerin teorik ve pratik muazzam bir birikim geçmişi vardır. Dolayısıyla da sosyalistlerin hiçbir sorunu gösterilmeye çalışıldığı denli bilinmez veya karmaşık değildir. Yeter ki doğru yere bakıp öznelleşmeden, eğip bükmeden bugüne taşıyabilmenin yöntemine sahip olunsun.

Öncelikle belirtelim ki bu arayış veya tartışma devam eden bir süreç olarak görülmelidir. Dolayısıyla bu yazıda başvuru kaynağı olarak gördüğümüz Bebel, Fromm ve Galeano ile yetinilmeyebilir. Ancak biz şimdilik bu yazın kapsamında söz konusu yazarlara ve La Hora de los Hornos’a başvuracağız.

Toplumsal ilişkilerin ve üretim tarzının tamamında dönüşüm

Sosyalizm tartışmalarında sıkça öne çıkarılan “komünleşme” veya “yerel dayanışma ağları” söylemleri, çoğu zaman kapitalizmin yapısal ve yabancılaştırıcı mantığını sorgulamaktan uzak kalıyor. Oysa Bebel, Fromm ve Galeano sorunun sadece “gelir dağılımı” veya “birkaç kötü uygulama” olmadığını, tüm bir sistemin insan doğasına aykırı işlediğini anlatır.

Kapitalizm, insanı kendi eserlerinin edilgen bir nesnesi haline getirmekte giderek daha ustalaşıyor. Fromm’un “yabancılaşmış putlar” olarak tarif ettiği şey, bugün kişisel markalarımız ve dijital kimliklerimiz oldu. Galeano bu süreci tarihsel bir perspektifle damıtarak şöyle ifade eder: “Dünya, tehlikeli bir şekilde, alışveriş yapmaya programlanmış aptallar ordusu üretme becerisinde ilerliyor. Ve bu ordu, kendi hapishanesinin muhafızlığını yapıyor.“ (Aynalar -2008) Bu, Bebel’in işaret ettiği “insani özellikleri yok etme” (bozma) sürecinin küresel ölçekteki ifadesidir. Böylece insan, sadece kendine yabancılaşmakla kalmaz, aynı zamanda içinde yaşadığı dünyanın ve tarihin de yabancısı haline getirilir.

Bugün artık İnsan, kendi tutsaklığının hem mimarı hem de gardiyanı olmuştur. Bu yabancılaşma sadece psikolojik değil, aynı zamanda varoluşsal ve ekolojiktir. Kapitalizm, her şeyi, hatta umudu bile metalaştırır. “Piyasa, her şeyi satın alır. Ya da her şeyi satılığa çıkarır. İnsanlar piyasada ruhlarını, partiler programlarını, Tanrı ise dünyanın krallığını kaybetti… Dünya, bir şeylerin değil, hiçliğin pazarı.” (Eduardo Galeano, Aynalar-2008)

Bu “hiçliğin pazarı,” aynı zamanda Fromm’un “sahip olmak” diye tanımladığı mülkiyetçi niteliğin ulaştığı düzeydir. İnsan, sürekli bir şeylere sahip olmak için koştururken, kendi “varlığını” kaybeder.

İşte bu “hiçlik” karşısında, Bebel’in sosyalizmi bir “yeniden insanlaşma süreci” olarak önem kazanır. Fromm’un “olmak” diye tanımladığı niteliğe geçiş, bir zorunluluk haline gelir. Bu, insanın kendi hayatının öznesi olması, kendi hikayesini geri kazanmasıdır.

“Herkes, başkalarının nasıl yaşadığını değil, kendisinin nasıl yaşadığını anlatsın. Herkes kendi adına konuşsun, kendi adına. Kimse bir başkasının ağzından konuşmasın; kimse başkalarının sözcüsü, tercümanı, vekili olmasın.” (Eduardo Galeano, 2008’de Venezuela’da yaptığı bir konuşmadan)

Galeano’nun bu sözleri, Fromm’un “üretici yönelim”inin ve otantik varoluşun sosyalist toplumdaki somut ifadesidir. Bu, insanın kendini pazarlanabilir bir “marka” olarak değil, kendi sözü ve eylemi olan bir “birey” olarak inşa etmesidir. La Hora de los Hornos’ta söylendiği gibi “Tarih, halkların elleriyle yeniden yazılmak zorundadır. Çünkü başka kimse onların hikâyesini anlatmayacaktır.” işte bu yeni insan, Galeano’nun dikkat çektiği bölünmüşlüğü aşmaya çalışır.

“Ateşe tapanlar, ateşe verilmiş bir dünyada yaşıyoruz. Bir yarısı yanıyor, öteki yarısı uyuyor. Sanki yarı yarıya insan değilmişiz gibi. Bölünmüş, yarıya indirgenmiş: akıl yüreğin yerine geçmiş, akıbeti hesap ederken şimdiyi unutmuşuz.” (Eduardo Galeano, Ateşe Yatan Yüzler, 1984- “Ateş Anıları” üçlemesinin 2. cildi)

Sosyalizm, işte bu bölünmüşlüğün panzehiridir. Akıl ile yüreği, birey ile toplumu, insan ile doğayı bir araya getirme çabasıdır. Bu, sadece bir ekonomik model değil, bir bütünlük arayışıdır.

Günümüzde sosyalizmi, kapitalizmle uzlaşmacı bir proje olarak görmek, onun ruhunu öldürmektir. Bebel bize yapısal dönüşümün, Fromm içsel devrimin zorunluluğunu hatırlatır. Galeano ise, bu uzun ve zorlu yolculukta en kritik silahımızın ne olduğuna işaret eder; direniş ve umut.

“O kadar çok kaybettik ki bir tek umudumuz kaldı. Ve o da inanılmaz bir şekilde yeterli oluyor. O, bize asla vazgeçmemeyi öğretiyor; çünkü umut, haklı çıkacağı günü beklerken, bugünden itibaren haklı olmaktır.” (Eduardo Galeano, Aynalar–2008)  )

Bu umut, pasif bir bekleyiş değil, aktif bir inşa sürecidir. Galeano’nun dediği gibi, “Başka bir dünyanın mümkün olduğuna inanıyorum, çünkü bu dünyanın dayanılmaz olduğunu biliyorum.” (2002-2003 yıllarındaki çeşitli röportaj ve konuşmalarından) Sosyalizm, bu “dayanılmaz” dünyaya karşı, o “mümkün” dünyayı inşa etme pratiğidir. Diğer bir ifadeyle “Devrim, sadece bir iktidar değişimi değil; insanların kendilerini, ilişkilerini ve dünyayı yeniden kurma iradesidir.”-La Hora de los Hornos

İnsanlık için bir pusula

Fromm’un, “dünyayı insani gelişme sürecine nasıl uygun hale getireceğiz?” sorusu bugün her zamankinden daha acildir. Bebel, Fromm ve Galeano’nun ortak mirası bize şunu söyler; sosyalizm, insanın kendi yazgısının faili olduğu, Galeano’nun deyimiyle “kendi sözünü söylediği” bir toplum inşasının adıdır.

Bugünün görevi, bu “yeniden insanlaşma” idealini, Galeano’nun işaret ettiği “bölünmüşlüğü” aşmak, onun “umudunu” kuşanmak ve “hiçliğin pazarına” karşı, dayanışmanın, yaratıcılığın ve hayatın özgürleştirici pratiğini inşa etmektir. Bu, insanın kendisine, tarihine ve insanlığına dönüş yolculuğudur.

Fromm yabancılaşmayı, insanın kendi yarattığı şeylere tapınması olarak tanımlar. Bu, sistemin özünde vardır.  Bu nedenle, sistemin kendisiyle uzlaşmayı, kanserli bir dokunun sadece görünen kısmını temizlemeye benzetebiliriz. Fromm’un “sahip olmak”tan “olmak” aşamasına geçiş olarak nitelediği durum, bireysel bir tercihten çok, ilişkilerin ve üretim tarzının tamamının dönüşümünü gerektirir. Bunun siyasal tercümesi devrimdir.

Özetle, üretim araçlarının kamulaştırılmasını da bir devrimi de gereksiz gören anlayış/paradigma, sermaye egemenliğinin güvencesi kapitalist devletin, bu dönüşümü barışçıl ve kendiliğinden kabul edeceği yanılgısına dayanır. 2. Enternasyonal’in önemli isimlerinden biri olarak Bebel, bu dönüşümün bir sınıf mücadelesi meselesi olduğunun ve nihai hedefin iktidarın ele geçirilmesini gerektirdiğinin altını çizer. Fromm ise, bu dönüşümün derinliğine vurgu yapar ve “devrim”in sadece iktidarın el değiştirmesi değil, aynı zamanda “insan yüreğinin devrimi” olduğunu gösterir. Galeano’ya göre bu, insanın kendisine, tarihine ve insanlığına dönüş yolculuğudur. Dikkat edilirse burada bir çelişme veya yadsıma değil tamamlama söz konusudur. Yani, insanın içsel dönüşümü (Fromm’un vurgusu) ile toplumsal iktidar ve mülkiyet ilişkilerinin dönüşümü (Bebel’in vurgusu) veya insanın insanlığını geri kazanma yolculuğu (Galeano’nun vurgusu) birbirinden ayrılmaz; biri olmadan diğeri eksik kalır. Fromm’un “Toplumsal koşulların insanı şekillendirdiği kadar, insanın değer yargıları ve idealleri de toplumsal süreci şekillendirir.” (Sağlıklı Toplum) biçimindeki ifadesi tam da bu niteliği vurgular.

Bugünün yabancılaşma, bireycilik ve sevgisizlik ikliminde Bebel’in “yeniden insanlaşma” ve Fromm’un “üretici sevgi” vurguları, beraber düşünüldüğünde, sosyalizmin insanlık durumuna dair en umut vaat eden, en insani proje olduğu görülür. Bu nitelikleriyle sosyalizm, kapitalizmin yarattığı anlamsızlık, yalnızlık ve yabancılaşma denizinde hem çıkış için gerekli araçların/basamakların hem de ulaşılacak özgürlük adasının kendisidir.

Sonuç yerine

Diyebiliriz ki; bugün “sosyalizm” adına ortaya atılan ve sistemi temelden dönüştürme iddiası taşımayan, sadece kapitalizmin yaralarını sarmaya çalışan veya soyut güzellemelerle yetinen tüm teoriler, Fromm’un deyimiyle “yabancılaşmış putlara” bir yenisini eklemekten öteye gidemez.

Bebel, Fromm ve Galeano bize şunu söyler; gerçek sosyalizm, insanın kendi yazgısını yeniden kontrol altına alması, kendi yarattığı güçlerin (para, piyasa, devlet) kölesi olmaktan çıkıp özgürleşmesidir. Bu da ancak, Bebelce söylersek; üretim araçları üzerindeki özel mülkiyetin ve onu koruyan siyasi iktidarın hedef alındığı kesintisiz programatik bir mücadeleyle; Frommca söylersek; insanın “sahip olma” hırsından “olma” erdemine geçtiği, sevgi ve dayanışmanın merkeze alındığı kültürel ve psikolojik bir dönüşümle; Galeanoca söylersek; ezilen sınıfların kendi adına konuşarak, kendi hikayelerini, kendi dilleriyle anlatma, temsiliyetçi siyasetin nesnesi olmaktan çıkıp öznesi olma mücadelesiyle mümkündür. Bu üç düşünür vb. kaynaklar doğru seçildiğinde bize yalnızca neye karşı çıkmak gerektiğini değil, neyi, neden ve nasıl inşa etmek gerektiğini de gösterir.

La Hora de los Hornos ise bu bütünlüğün ne anlama geldiğini görünür kılar. Bu, insanlığın kendi hayal gücünü, kendi sözünü, kendi kaderini yeniden sahiplenme iradesidir. Filmde olduğu gibi, bugün sosyalizmin görevi yalnızca bir düzeni yıkmak değil, “yeniden insanlaşmanın” bireysel, toplumsal ve tarihsel bütünlüğünü kurmaktır. Çünkü insan, ancak kendi hikâyesinin yazarı olduğunda, kendi geleceğinin de şairi ve bestecisi olacaktır.

Sosyalizmde,

Yoldaşlığın şiiri tüm dizeleriyle gerçek olacak.

İnsan ilişkileri kardeşliğin türküsüyle mayalanırken

Güneş her akşam ufka mutluluğun resmini çizerken

Her sabah yeni bir müjdenin habercisi olacak. 

Sadece beyaz bir sayfa değil sosyalizm.

İnsanın yeniden insanlaşması

Yabancılaşmanın panzehiridir.

Sosyalizm, insanın gelecek düşünün 

Hem şairi hem bestecisidir…

  • Ana Sayfa
  • Dergi Arşivi
  • İletişim
devrimcih@yahoo.com

© 2019 Emperyalizme ve Oligarşiye Karşı Devrimci Hareket Dergisi

No Result
View All Result
  • Gündem
  • Makaleler
    • Emperyalizm ve Dünya
    • Emek Hareketi
    • Ulusal Sorun
    • Bilim & Felsefe
    • Tarım Sorunu
    • Kadın Mücadelesi
    • Kültür & Sanat
    • Çevre Sorunu
    • Sağlık
    • Eğitim
  • Temel Tezler
  • Doğru Yerden Öğrenelim
  • Devrimci Kişilik
  • Hareket’e katıl!

© 2019 Emperyalizme ve Oligarşiye Karşı Devrimci Hareket Dergisi