Sınıfsal ısınma
Ülke yangın yeri. Isınan havadan dolayı gündelik hayatın sürdürülememesinden, gölgede bile nefes alma güçlüğü çekilmesinden vb. bahsetmiyoruz. Sözünü ettiğimiz şey kapitalizmin niteliğinin dünyayı ve ülkeyi nasıl “cehennem”e çevirdiğidir. Gazze’de yaklaşık 2 yıldır devam eden yangının sebebi küresel ısınma değildir; Suriye’nin yaklaşık 14 yıldır bombalanmasının sebebi de küresel ısınma değildir. Mutfaktaki yangının, pazardaki yangının, insanların yüreğindeki yangının ve tabii ki ormanların içindeki canlılarla beraber yanmasının sebebi yalnızca küresel ısınma değildir.
Lenin‘in yaklaşık 100 yıl önce yaptığı “Sermaye iktidarda kaldıkça, değil yalnız toprak, değil yalnız insan emeği, değil yalnız insan kişiliği, değil yalnız vicdan, değil yalnız aşk, değil yalnız bilim, her şey, her şey kaçınılmaz olarak alınıp satılacaktır.” değerlendirmesinin dönemsel niteliğidir yaşanan. Mutlaka bir ısınmadan bahsedeceksek bu, küresel ısınma değil sınıfsal ısınmadır; sermayenin gerçek yüzünü gösterdiği bir yangındır.
Sermayenin tam ve kesin tahakkümü
Trump’ın görevi devralmasından hemen sonra yaptığı açıklamalar, aldığı kararlar artık sermayenin tam ve kesin tahakkümü için hiçbir sınırın tanınmayacağının ilanıydı. Paris İklim Anlaşması’ndan, DSÖ’den çıkma kararından sonra UNESCO’dan çekilme kararı geldi.
Yaşananlar bir tesadüf değil bir sonuçtur; bölgesel değil küreseldir. Kaza değil, sermayenin çıkarları çerçevesinde gerçekleşen bir zemin oluşturma, bir planlama halidir. Amazonların yanması sürecinde Bolsonaro‘nun Brezilya Devlet Başkanlığı döneminde ormansızlaştırmaya açıktan desteği, sığır ve soya yetiştirmenin daha kârlı olduğuna dair açıklamaları ve benzeri süreçler, dünyadaki ve Türkiye’deki bugünkü tablonun nedenlerine dair somut göstergelerdir.
Vaktinde sosyalizmin ve emek hareketlerinin gücü/yaygınlığı oranında dünya ölçeğinde sermaye güçleri/devletleri sosyal haklar konusunda nasıl geri adım attıysa, vahşetine sınır getirdiyse bugün de gezegenin de insan dahil tüm canlıların da güvencesi ve özgürleşmesi, emeğin örgütlü gücüyle, sosyalizm yolunda sağlanacak kazanımlarla olacaktır.
Dikkat edilirse, 780 bin kilometrekarelik Türkiye, 386 bin maden ruhsatı ile sömürge madenciliğinin en çarpıcı sahası haline gelmiş, buna sömürge tarımı ve sömürge hukuku eşlik etmiş, deyim yerindeyse kazma vurulmadık ve zehirlenmeyen hiçbir alan bırakmayacak şekilde emperyalist canavarların sofrasına meze edilmiştir.
Orman yangınlarının da bu konuda hiçbir ders ve hazırlığa sahip olmamanın da yanan yerler için rant hesabı yapılmasının da gerçek sebebi, sermayenin hesap ve planlarını bozacak örgütlü güç konusundaki yetersizliktir.
19 Mart sonrası
İktidarın 19 Mart sonrasında ortaya koyduğu cüret ve saldırganlık, emperyalizmin dünya ve bölge hesaplarından/planlamalarından bağımsız değildir. Bahçeli’nin 1 Ekim tokalaşması ve 22 Ekim’de Öcalan’a dönük çağrıları nasıl tesadüf değilse ve onun bireysel iradesiyle gündeme gelmediyse devamında yaşananlar da bir tesadüf değildir.
İktidar, emperyalizmin dönemsel politikaları gereği muhalefetsiz ilerleme hesabı yaparken, gemisine alacaklarının sayısını da artırarak yol almak istemektedir. Bu yol, demokratikleşmenin değil faşizmin yoludur. “Terörsüz Türkiye” bir demagojiden ibarettir. Birincisi Kürt sorunu “terör” sorunu değildir; ikincisi “terör” denilince akla ilkin baskısı, sömürüsü, talanı, doğa ve insan katliamlarıyla sermaye iktidarı gelmelidir; faşizm, emperyalizm ve siyonizm gelmelidir.
Tekrar ve açık söylüyoruz; Marksizmin gösterdiği yol dışında bir özgürleşme yolu yoktur. Emperyalizmle, sermaye iktidarlarıyla geçici soluklanmalar için ateşkes olur ama demokratikleşme olmaz. Her iki taraftan gelen çelişmeli açıklamaların sebebi budur. Böyle bir özgürleşme/demokratikleşme yolu yoktur; Marksizmin yol göstericiliği esastır.
Dünyayı kan gölüne ve yangın yerine çevirenin emperyalizm olduğu, yeni bir paylaşım savaşı sürecinden geçildiği görülmediği sürece lokal olanı dahil hiçbir meselenin doğru okunması ve gerçekçi çözüm üretilmesi mümkün değildir.
Bu gerçekler ışığında çağrımız, mevcut sermaye iktidarıyla ve onun küresel arka planıyla sorunu olan herkesedir; tabii ki öncelikle sol-sosyalist yapılaradır. Açıkça söylüyoruz; gereği yerine getirilmeyecek birleşik mücadele çağrılarının hiçbir anlamı yoktur. Bu konuda samimi olan herkesin ne yapması ve nasıl yapması gerektiği bellidir. Zemin; işçilerden kadınlara, tarım emekçilerinden Kürtlere, mülkiyet ve hak gaspı yaşayanlardan, inancından dolayı baskı görenlerden tüm ezilenlere herkes için uygundur; onlar bir avuç biz milyonlarız. Yeter ki antidemokratik bir zeminde kendi demokratikleşme sorununu diğer tüm sorunların çözümünün önüne koyma hatasına düşülmesin; yeter ki grup çıkarı ve pragmatizm, kolektivizmin ve programatikliğin önüne konulmasın.
Devrimci Hareket
29 Temmuz 2025